TED ESKİŞEHİR KOLEJİ PDR BLOG SAYFASI - Eğitimde Bir TÜRKİYE Markası!
Facebook Twitter YouTube
formats

İLKOKULA BAŞLIYORUM ANNE BABA HAZIR MISINIZ?

Tarih 08 Mayıs 2018, yazar içinde Anaokulu, Genel.

İLKOKULA BAŞLIYORUM ANNE BABA HAZIR MISINIZ?

İLKOKULA BAŞLIYORUM ANNE BABA HAZIR MISINIZ?

Okul olgunluğu nedir?

Okul olgunluğu çocuğun o zamana kadar başaramadığı öğrenmeleri ve davranışları herhangi bir kırıklığa uğramadan başarıyla gerçekleştirebildiği zamanı işaret eder. Çocuk o zamana kadar yapmakta veya öğrenmekte zorlandıklarını kolaylıkla yapabilir ve öğrenebilir hale gelir. Bu kavram sadece okuma yazma öğrenmekle sınırlı değil, çocuktan okulda beklenilen tüm davranışları içerir. Çocuğun okula isteyerek gelmesi, okuldan ve orada yapılanlardan hoşlanması son derece önemlidir. İlk günlerdeki olumlu veya olumsuz izlenimler tüm eğitim, öğretim yaşamını etkileyecek kadar önemlidir.” Kemik gelişimi devam ettiği için çocukların uzun süreli ve ara vermeden kalem tutmaları ve yazı yazmaları yoracak, kemik gelişimlerini olumsuz etkileyecektir. Sadece zihinsel gelişim değerlendirilmesiyle verilen okul olgunluğu kararı yanlıştır. Duygusal, sosyal, bedensel ve bilişsel gelişimlerinin belirli düzeyde olması okula uyum sürecini kolaylaştırır.

İlkokulun ilk günlerinde bazı sorunların yaşanması mümkündür ve bu doğaldır! Çocuğun içinde bulunduğu kaygılı durum, yumuşatılmaya çalışılmalı, tek ilgi ve konu merkezi “okul” olarak düşünülmemelidir. Çocuğu rahatlatacak bu kaygısını giderecek farklı ilgilere dikkatini çekme yoluna gidilmelidir.

Anasınıfından birinci sınıfa hareket olarak algılanan geçiş, çocukların alışkın oldukları rutinden ve çevreden ayrılmaları ile rollerin ve beklentilerin değiştiği, kendileri için belirsiz bir ortama yerleşmeleri olarak tanımlanmaktadır. Bu nedenle çocuklar için okula başlama, farklı ve yeni deneyimleri içeren bir süreçtir. Çocuğun katıldığı yeni ortam kendine özgü kuralları, yerine getirilmesi gereken görev ve sorumlulukları ve yeni yaşamsal deneyimleri içeren farklı bir sosyal çevredir. Bu yeni sosyal çevrede çocuk, ilk kez formal eğitimin gerektirdiği planlı ve programlı öğretim etkinliklerine katılmak ve birinci sınıfın en önemli görevi olan okuma-yazma ve temel aritmetik becerilerini öğrenmek gibi görevlerle karşı karşıyadır. Çocuğun bu yeni sosyal çevrenin beklentilerini karşılayabilmesi ve bu yeni ortama uyum sağlayabilmesi belli bir düzeyde hazırbulunuşluğu gerektirmektedir. Okul öncesi çocukta akademik olarak hazırbulunuşluk yönünden yaşanan sorunların yanı sıra okuma yazma öğretiminde karşılaşılan problemlere dikkat çekilmiştir.

Okula hazır olmanın ilk boyutu, çocuğun okula başlamadan önce sosyal-duygusal, psikomotor, bilişsel ve dil becerilerinin gelişmesi, çocuğun kavrama ve genel bilgi konusunda

Yeterli düzeye ulaşması gerekliliğidir. Çocuk bu temel becerileri kazanabildiği ölçüde okula hazır demektir.

Okula hazır oluşun ikinci boyutu, farklı çevrelerden gelen çocukların gereksinimlerinin karşılanabilmesi için okulun çocuklara hazır olmasıdır. Çocukların okul yaşamlarında sahip oldukları başarı, onların okula geçiş sürecini sağlıklı olarak geçirmeleriyle ilişkilidir.

Okula hazır oluşun üçüncü boyutu ise, aile ve toplumun çocuğun okula hazırlanmasında sağladığı katkılardır.

Çocukların sosyal, duygusal ve davranışsal yetkinlikleri üzerinde okula hazırbulunuşluklarının önemi ortaya çıkmış ve özellikle okul öncesi yıllarda çocuğun davranışlarını kontrol edebilme becerisinin, birinci sınıfa geçişteki uyum üzerinde etkisinin önemli olduğu belirlenmiştir.

HAZIR OLDUĞUNU NASIL ANLARSINIZ?

  • Çocuk ilkokula başlarken, onun bu olaya zihinsel olarak hazır olmasının yanı sıra, duygusal ve sosyal olarak da hazır olması önem taşımaktadır.
  • Çocuk ilkokula gitmek için hem heveslidir hem de cevap aradığı birçok soru nedeniyle kaygılıdır.
  • Öz bakım becerileri, sosyal duygusal gelişim, ince motor- küçük kas motor gelişimi, kaba motor, bilişsel gelişim, algılama gelişimi, dil gelişimi alanlarında bakılmalıdır.
  • Çocuk kendi başına ne kadar süre bir etkinlikle uğraşabiliyor? Bu süre 20 dakikanın altında mı? 
  • Başladığı bir işi uygun şekilde tamamlayabiliyor mu?
  • Annesi olmadan yabancı bir yetişkinle rahatça kalabiliyor mu?
  • Diğer çocuklarla olumlu ilişkiler kurabiliyor mu?
  • Kurallara uygun davranış sergileyebiliyor mu?
  • Belli ölçüde gerilim ve öfke ile baş edebiliyor mu?
  • Paylaşma, sırasını bekleme, arkadaşları için kendi isteklerini erteleyebilme, sessiz dinleme gibi özellikleri var mı?
  • Kendini rahatça ifade edebiliyor mu?
  • Duygularını anlatabiliyor, empati kurabiliyor mu?
  • Renkler, sayılar, seslerle ilgili sorulara uygun cevaplar verebiliyor mu?
  • Okumaya hazırlık becerileri olarak sesleri tanıma, el göz koordinasyonu sağlayabiliyor mu?
  • Basit çizgileri kopya edebilme, geometrik şekilleri tanıma ve çizme, kurallı oyun oynayabiliyor mu?
  • Aileler öncelikle okula gidecek çocuklarının yeme, içme, tuvalet, temizlik gibi öz bakım becerilerinin gelişmiş olmasına dikkat etmeli. Sınıfa girme çıkma sıralarda oturma arkadaşları ile uyum sağlama gibi beceriler çocuk açısından önem taşır. Sadece bedensel gelişiminin yeterliliği değil aynı zamanda okula hazırbulunuşlukta çok önemli.

İlkokula başlayan çocuğu ne bekler?

  • Birinci sınıfa merhaba derken; farklı bir sosyal çevrenin içine girmek, kurallar ile tanışmak oyun oynamak yerine ders yapmak gibi değişimler girmektedir.
  • İlkokula başlayan çocuk yeni ve yoğun bir çalışma hayatı içine girmektedir.
  • Daha farklı sorumluluk almayı gerektirmektedir.

AİLELER NE YAPABİLİR?

  • Çocukların, ilkokulu onlar için anlamlı, mutlu ve yaratıcı deneyimlerle dolu bir yer haline getirilmesinde ana-babaların ve öğretmenin yardımı gerekmektedir.
  • İlkokula başlamadan önceki dönemde ailenin çocuğunu ilkokul hakkında bilgilendirmesi gerekmektedir.
  • Okul gereksinimleri için birlikte alışveriş yapın ve bu eşyalarını nasıl koruyacakları konusunda onlarla konuşarak sorumluluk duygularının gelişmesine yardımcı olunmalıdır.
  • Ailenin ilkokul hakkında vereceği bilgiler, çocuğun çok yüksek beklentilere yönelmesine neden olmamalıdır.
  • Tüm gereksinmelerini karşılama konusunda annesi dışında başka hiç bir yolu bilmeyen çocuk, annesinden ayrıldığında, karşılaştığı problemlerle baş etme konusunda deneyimsiz olduğundan, okulu emniyetli bulmaz. Bu nedenle de okula gitmeyi reddeder. Okulda bir sorun olduğu için değil sadece evden ayrılmaya psikolojik olarak hazır olmadığı için okula gitmeyi ret eden çocuk için bir gecede değişen anne-baba tutumları son derece zedeleyici olur. O ana kadar sürekli koruma, kollama içinde olan ebeveynler çevreden aldıkları uyarılar ya da çocuklarında gözlenen bu okulu ret etme tepkileri nedeniyle tutumlarını aniden değiştirmeye kalkarlarsa çocuk bu kez sadece okula değil ebeveynlerine de tepki geliştirir. Bu ise çocukta onarılması çok zor yaralar bırakabilir. Böyle bir durumda çocuğunuza her zamankinden daha yakın olun fakat kademeli bir şekilde onun yanından ayrılacağınız ve mutlaka döneceğiniz konusunda güvence verin. Ona kendisine ve size güvenmesi için cesaret verin.
  • Çocuğun uyum sağlama sürecinde çocuğu dinlemek, onu kaygılandıran sorular hakkında konuşarak rahatlamasına fırsat vermek gerekmektedir.
  • Çocuğunuzun okula uyumunu kolaylaştırmak için giriştiğiniz bu işbirliğinden başarılı sonuçlar elde etmek istiyorsanız, anne ve baba olmanın duygusallığından ve subjektifliğinden arınmanız gerekmektedir.
  • Zaman planlaması yapmak için ona ait olacak bir saat alarak işe başlamak. Teknolojik araçlarla ilişkisini de düzenleyecek bir fırsat olacak biçimde günlük zaman çizelgesi hazırlamak gerekmektedir.
  • Oyun saati, bilgisayar saati, yemek saati, oyun saati, park saati, evde iş saati vb. belirlemek ve uygulamak gerekmektedir.
  • Burası nasıl bir yer? Oldukça da büyük bir bina, acaba burada kaybolur muyum?
  • İlkokulun bu kadar kalabalık olduğunu bilmiyordum, ne kadar çok çocuk var. Üstelik birçok yaramaz çocuk da var. Dilerim bana zarar vermezler.
  • Anaokulu öğretmenim şimdi ne yapıyor acaba? Onu çok özledim, keşke burada olsaydı. İlkokul öğretmenimi de anaokulu öğretmenimi de sevmek isterim.
  • İlkokul dersleri hiç de kolay değilmiş bütün bunları nasıl öğreneceğim? Başaramazsam öğretmenim ne yapar, ne söyler? Peki ya arkadaşlarım benimle alay ederler mi?
  • Bu dersler ne kadar uzun sürüyor. Zil ne zaman çalacak? Teneffüse çıkmak ve oynamak istiyorum. Tuvaletim neden bu kadar sık geliyor bilmiyorum? Öğretmenimden her seferinde izin almaya çekiniyorum.
  • Anaokulunda da birçok kuralımız vardı ama ilkokuldaki kurallar daha çok ve daha zor. Bu kuralları anlamak ve uygulamak benim için biraz zor, zamana ihtiyacım var. Bazı kuralların yaşamı kolaylaştırdığını ve düzene soktuğunu bilmiyor değilim. Ama zamana ihtiyacım var.

Bu gibi sorulara cevap verdiğiniz zaman çocuğu rahatlatırsınız, çocuğunuzun sorularını yadırgamadan dinleyin ve onun kaygılarını paylaşmalı ve anlayışlı olmalısınız. Çevrenin, çocuğun bu ihtiyaçlarını tatmin edici cevaplar verememesi çocuğun okulu reddetmesine neden olur. Ve okula gitme konusunda şiddetli bir isteksizlik durumu gözlenebilir ve bu isteksizlik, çocuğun öğrenim yaşantısının bütününe yansıyacak problemlere temel oluşturabilir.

Unutulmaması gereken en önemli ayrıntı ise aile katılımı ve eğitimi, okul öncesi eğitimin vazgeçilmez parçalarındandır. Çocuğun gelişim alanlarının desteklenebilmesi, okulda kazandığı davranışlarının evde pekişebilmesi ve ev ile okul arasında uygun geçişlerin sağlanabilmesi aile katılımı etkinliklerine gereken önemin verilmesiyle mümkündür. Çocuklara evlerinde okula hazırlık becerilerine yönelik destek sağlayacak eğitici ortamların sunulması ve anne-baba eğitimlerinin çocukların eğitimiyle paralel olarak sürdürülmesi, ilkokula hazırlıkta önemli katkılar sağlamaktadır.

ÇOCUKLARIN ANASINIFINDAN İLKOKUL BİRİNCİ SINIFA GEÇERKEN YAŞADIKLARI SORUNLAR NELERDİR?

1)  Fiziksel ortam değişikliğinden kaynaklanan zorluklar yer almaktadır.

2) Çocukların anasınıfındaki rahat sınıf ortamından, hareketlerinin kısıtlandığı bir fiziksel ortama geçtiklerini düşünmeleri.

3) Çocuğunuza çantası, masası, ödevi ile ilgili sorumlulukların kendi sorumlulukları olduğunu hissettirin. «Ödevimiz, okulumuza geç kalıyoruz, çantamızı hazırlayalım» gibi sizi de sorumluluğa dâhil eden cümleler kullanmayın. Çocukların alışma sırasında zorlanmasına neden olmaktadır.

4) Çocukların yazma becerisinde yaşadıkları zorluklar gelmektedir. Çocuklardaki küçük kas gelişiminin tam olarak oturmamasından kaynaklı yazı yazmada zorluk yaşamaktadır.

OKULA UYUM SÜRECİNİ UZATAN ETMENLER

  • Sağlıklıyken ya da hastayken okula düzensiz gitme.
  • Çocuğun değişim ve yeniliklerle baş etmekte zorlanması.
  • Annenin hamileliği, yeni kardeş doğumu ya da evde kalan kardeşi kıskanma.
  • Ebeveynleri tarafından terk edilme korkusu.
  • Anne-babanın çocuğu okula bırakırken içerik ve süre bakımından sergiledikleri yanlış tutumlar.
  • Bazen anne-babanın hasta olması.
  • Evde okulla/öğretmenle ilgili yapılan olumsuz konuşmalar.

UYUM PROBLEMİ YAŞAYAN ÇOCUKLAR GENELLİKLE

  • Başarı kaygısı olan.
  • Aşırı onay bekleyen.
  • Sosyal ilişki kurmakta güçlük çeken.
  • Anne-baba bağımlılığı olan.
  • Evde hiç kural koyulmayan, her istediğinin yapıldığı

ÇOCUKLARDIR.

Aile çocuğun okul yaşantısını sadece dersleri ile değil, arkadaş, öğretmen boyutlarıyla da kontrol altında tutmalıdır. Çünkü çocuğun başarısı ve uyumu etkileşim içinde bulunduğu bu şahıslarla ilişkili olarak şekillenmeye açıktır.

 

TED ESKİŞEHİR KOLEJİ ÖZEL ANAOKULU

PSİKOLOJİK DANIŞMAN VE REHBER ÖĞRETMEN

MERVE ÜSTÜN

 

formats

Doğru bildiğimiz yanlışlar…

helikopter-ebeveynlik-nedirHelikopter ebeveyn terimi ilk olarak Dr. Haim Ginott’un 1969 tarihli “Ebeveynler ve Gençler” kitabında, ebeveynlerinin bir helikopter gibi üzerlerinde gezindiğini söyleyen gençler tarafından kullanılmış ve batı ülkelerinde öğretmenler ve diğer profesyoneller tarafından kullanımı yaygınlaşmıştır. Helikopter Anne-Babalar; çocuğun başından ayrılmayan, etrafında pervane olan, çocuğun her şeyine yetişmeye çalışan, çocuğun hayatına ve kişiliğine müdahale eden, yorulmak bilmeyen ancak kökeninde kaygı barındıran davranışları sergileyen anne babalardır. Son yıllarda bu terim Avrupa ve ABD gazetelerinde çokça söz edilmekte ve bir psikolojik, sosyolojik sorun olarak ele alınmaktadır. Çocuklarının her yaptığını (adeta bir helikopter gibi) takip eden, çocuklarının her adımını kontrol eden ebeveynler bu şekilde tanımlanmaktadır.  Helikopter ebeveynler, bir çocuğun hayatında, sorumlu ebeveynlikten fazla aşırı kontrolcü, aşırı korumacı olan ebeveynlerdir.

Bu ebeveynler çocuğun eğitim, sağlık, sosyal ve mesleki gelişiminde bir olumsuzluk olabileceği gerekçesiyle kontrolü ellerine alırlar ve çocuğun kendi başına kalmasına müsaade etmezler. Bunu yapma gerekçeleri çocuklarını sevmeleri ve onlar için kaygılanmalarıdır. Genel tutumları çocuğun kendi hayatını yapılandırmasının yolunu açmak yerine, O’na bir hayat biçme ve bu hedefi tutturmaya çalışmaktır. Bu hedefe ulaşmak için olumsuzluklarla karşılaşan çocuğu yalnız bırakmak yerine “ipleri eline alıp, problemi çözmeyi” yeğlerler. Bu durum mükemmeliyetçi ebeveynlerde daha sık görülür. Çıkış noktaları ideal çocuk oluşturma istekleridir. Sevdiği, maddi-manevî yatırım yaptığı, neslini devam ettirecek çocuğunun hiçbir olumsuzlukla karşılaşmamasıdır. Bu düşünceyi, önceden kendi yaptığı hataları çocuğunun yapmasını istememe, küçük yaşlardan itibaren başlayan sınavların çokluğu, başarıya odaklanma pekiştiren bir rol oynar. Helikopter ebeveynlerin en çok takıldıkları durum çocuklarının eğitimdeki başarısıdır. Çocuğunun derslerini beraber yapan, hatta çoğu zaman çocuğun katılımı olmadan ödevlerini yapan, düşük bir not aldıysa gidip öğretmenlerle konuşan ailelerdir. “Devir kötü, kontrolü bırakırsak çocuğun hayatı kötü yönde seyreder”, “çocuk büyüsün işi ve evi olsun o zaman kendi düzenini kurar” düşünceleri ebeveynin kendi hatalı tutumuyla yüzleşmesini engelleyebilir. İlerleyen yıllarda kontrolcülüğü bırakmayı düşünen ebeveynlerin unuttuğu nokta kontrolü bıraktıklarında çocuklarının kendi hayatlarını yönetemeyebilecekleridir.

Günümüzde “helikopter aileler”, çocuklarının eğitim, sosyal ve özel hayatlarını çok yakından takip eden, çocuklarının üstlenmesi gereken sorumlulukları büyük bir hevesle üstlenen, her sorununu onlar adına çözmekten mutluluk duyan aileler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Helikopter aileler, iyi niyetle yardımcı olmaya çalışsa da aslında çocuklarının yetersiz olduğu, kendi sorumluluklarını yerine getiremedikleri mesajını veriyorlar ve tüm bu nedenlerle de çocuklarına yardım ediyorlar.

Aşırıcı korumacı çevrede büyüyen, her sorunu anne babası tarafından çözülen, kendi kararlarını kendi alamayan yani helikopter anne baba ile büyüyen çocuklarda bazı tipik özellikler görülmektedir. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

 

 Helikopter Ebeveynlerin Çocuklarında Ortaya Çıkan Sorunlar

  • Çocukların bir sorun karşısında yoğun kaygı yaşamaları
  • Fizyolojik bir durum aranmaksızın, sürekli karnının ve başının ağrıması, mide bulantısı yaşaması
  • Arkadaşları ile bir sorun yaşadığı zaman, sorunu kendi başına çözme de ortam oluşturmakta sorun yaşaması
  • Sosyal iletişim becerisi kurarken, bir problem karşısında baş etmekte zorlanma
  • Kendilerine güvenerek sorumluluk alma becerileri düşük, risk almakta zorlanan birey olma
  • Çocuklarda öfke kontrol problemi, kızgınlık hali, ebeveyn ile sürekli uyumsuzluk ve çatışma hali
  • Depresyon ve kaygı bozukluğu
  • Düşük öz saygı ve yeterlilik duygusu
  • Bastırılmış kişilik
  • Sağduyudan yoksun
  • Karar vermede zorlanan

Çocuğunuzun akademik başarısına takılıp, kişiliğini bastırmayın. Çünkü sadece okulda başarılı olması mutlu ve sağlıklı bir hayat sürmesinin, hayatta başarılı olmasının garantisi değil. Hayatta başarılı olmasının garantisi sağlıklı bir kişiliğe sahip olması, normal gelişim aşamalarından geçmesi, kısacası sağlıklı bir anne baba tutumuyla büyümüş olmasıdır.

 

                                                                                         TED ESKİŞEHİR KOLEJİ ÖZEL ORTAOKULU

                                                                                                PDR UZMANI

                                                                                                EZGİ AZİZOĞLU

 

 

 

 

 

 

formats

ÇOCUKLARIN ÖLÜMÜ TANIMAYA BAŞLAMASI

Tarih 02 Nisan 2018, yazar içinde Anaokulu, Genel.

hayatin_gercegi_olum_cocuklara_nasil_anlatilir

Ölüm belki de hakkında konuşulması en zor konulardan biridir. Ancak hayatın aynı zamanda kaçınılmaz bir parçası olması nedeniyle bizi onunla ilgili konuşmaya ve düşünmeye zorlar. Çocukların bir kısmı okul öncesi dönemde bu konu hakkında sorular sormaya başlarken bir kısmı ise hiç sormayıp konuşmayabilir. Çünkü çocuklar bu yaşlarda genellikle en az bir kez sokakta ölmüş bir hayvan görmüş, televizyonda bir ölüm haberi duymuş, bir kitapta ölümden bahsedildiğini dinlemiş ya da oyunlarında ölümü canlandırmıştır. Çocuklar biz farkında olduklarını düşünmediğimiz zamanlarda aslında yavaş yavaş ölümü tanımaya başlarlar. Dolayısıyla öncelikle anne-babanın bu konuda konuşmaya hazır hissetmesi ve “bu konu hakkında konuşmakta bir problem yok” mesajını vermesi önemlidir. Bunu takiben de çocuk bir soru sorduğunda dikkat edilecek en önemli detay “varsaymamak”, ne sorduğunu, neyi öğrenmeye çalıştığını ve bu konuda ne bildiğini iyi anlamak ve o sırada neyi soruyorsa ona yönelik az ve öz bilgiyi vermek olmalıdır. Böylece ebeveynlerin çocuğun olası yanlış anlamalarını, korku ve kaygılarını da keşfetme fırsatı olur.

ÖLÜMÜ KONUŞURKEN UYGUN OLMAYAN TUTUMLAR

Ölüm hakkında konuşurken yanlış iki tutum sergilenebiliyor. Bunlardan biri “kaçınmak” diğeri ise “yüzleştirmek”tir. Kaçınmak, yüzünüzden, sesinizden, duruşunuzdan sizin için bu konunun üzüntü verici bir konu olduğunu hemen okuma üstün yeteneğine sahip muhteşem gözlemcinin “eğer annem ve babam bununla ilgili konuşmuyorsa bu kötü bir şey olmalı, en iyisi ben de konuşmayayım” ya da “ben bu konuda konuşmamalıyım çünkü bu konu anne ve babamı üzüyor” demesine ve etki olarak belki daha çok kaygılanmasına ve size nasıl hissettiğini söyleyememesine neden olabilir. Bilinmeyenin korkusu çocuklar için her zaman gerçekle karşılaşmaktan daha zor baş edilen bir durumdur.

Bununla birlikte bir diğer uygun olmayan yaklaşım olan yüzleştirmek, çocukları anlamayacakları ya da bilmek istemeyecekleri bilgilerle karşı karşıya bırakmayı içerir. Hassas konuların hepsinde olduğu gibi bu konuda da çocukları konuşmaya yüreklendirirken kaçınmakla yüzleştirmek arasındaki dengenin kurulması gereklidir.

ÇOCUKLARLA ÖLÜMÜ KONUŞURKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

  • Kendi zihninizde bu soruya yönelik basit, kısa ve yaşlarına uygun bir cevap hazırlayın.
  • Kendi duygularınızla ilgili dürüst olun.
  • Çocuklar anne-babalarının her şeyi bildiklerini düşünürler ancak siz cevaplayamayacağınız bir soru ile karşılaşırsanız dürüstçe ‘ben bu sorunun cevabını bilmiyorum ama senin için bunu öğrenebilirim’ deyin. Çocukların bu konuda konuşmaya istekli ve hazır oldukları zamanlara duyarlı olun.
  • Bazen çocukların gerçekten ne sorduklarını “duymak” kolay olmayabilir. Bu konuda sorduğunu anlamak için sorusuna soruyla karşılık vermek gerekebilir. Örneğin;

Ölmek ne demek? Diye soran bir çocuğa sen ölüm hakkında ne düşünüyorsun? Diye soru ile karşılık verebiliriz böylelikle ne öğrenmeye çalıştığını anlayabiliriz.

EN ÖNEMLİSİ ; Aslında her sorunun sizin ölüp ölmeyeceğinize ve kendisine ne olacağına dair bir soruyu içerdiğini unutmayın. Bu konuda ona sakince güvence verin “ben yanındayım, buradayım, ben seninle uzun yıllar birlikte olmayı, uzun yıllar yaşamayı planlıyorum” deyin.

ÇOCUKLAR ÖLÜM KAVRAMI İLE BİR ŞEKİLDE KARŞILAŞIR

Çocuklar da ölüm kavramı ile bir şekilde tanışırlar. Bu süreç genellikle okul öncesi dönemde başlar. Merak ederler, kaygılanırlar, şaşırırlar… Özellikle de yakınlarının kaybından ve yalnız kalmaktan korkabilirler. Küçük yaşlarda iken ölümün gerçeğini tam olarak kavrayamayan çocuklar ilkokul yıllarında ölümün geri dönüşü olmayan bir süreç olduğunu daha iyi anlarlar. Ölüm gibi bir kavramı çocuklara anlatmak gerçekten de bir çok yetişkini oldukça zorlar. 5-6 yaşlarından itibaren çocuklar anne-babaları terletecek şekilde bir çok soru sorar ve onları sıkıştırmaya başlar:

-Ölmek ne demek? Ölünce ne oluyor? Ölenler nereye gidiyor?

-Anne, siz ölecek misiniz? Ben sizden ayrılmak istemiyorum.

-Ben hiç büyümek istemiyorum, çünkü büyükler ölüyor.

ÇOCUKLARA ÖLÜMÜ NASIL ANLATMAK GEREKİR

Ölümü anlatmak zordur; özellikle de bir çocuğa… Genelde yaptığımız sorularını geçiştirmek ve tatmin edici olmayan cevaplar vermektir. Oysa bu doğru değil. Çocuğunuzun yaşını dikkate alarak doğru ve gerçekçi bilgiler vermeniz gerekir. İnsanlar doğar, büyür ve ölür. Siz de ölüm kelimesini kullanmaktan çekinmeyin. Ölüm nefes almak, acıkmak, üşümek gibi fonksiyonların durması şeklinde anlatılabilir.  Ölen bir kişi için gitti, uyuyor gibi ifadeler kullanmayın, öldü deyin. Ölümü hastalık ya da yaşlılıkla ilişkilendirmeyin. Özellikle uykuya ilişkin açıklamalarda bulunmayın. Bu durumda küçük çocuklar sevdiklerinin bir gün uyanacaklarını düşünürler. “Uzun ve bir daha uyanmayacağı bir uykuya daldı” gibi yaklaşımlar çocukları uykudan korkar duruma getirebilir. Anne-babalarının uyuması halinde de huzursuz olurlar. Çocuğun sorularını geçiştirmek ve tatmin edici olmayan cevaplar vermek, abartılı ve ayrıntılı açıklamalar yaparak kafa karıştırmak, “Toprağın altına gömülür’’ gibi açıklamalar yapmak çok da uygun olmayacaktır. ‘Dünyadaki tüm canlıların bir yaşam süresi olduğunu, yaşam süresi bitince ölündüğünü’ söyleyin. Ölen bir kişinin nereye gittiğini sorarsa “o öldü, ölen kişileri bir daha göremiyoruz ama onlara olan sevgimizi hep hissederiz, istersen birlikte resimlerine bakabiliriz, onunla ilgili konuşabiliriz” diyebilirsiniz (kendi duygularınızla ilgili dürüst olacağınız, özleminizi anlatacağınız önemli anlardan biri)

Ölen kişilerin gömülmesi bu yaş grubundaki çocukları zorlayıcı bir bilgidir. Dolayısıyla sorduklarında mezarlıkları ‘ölen kişileri hatırlamak için isimlerini yazdığımız taşların olduğu yerler’ olarak tarif etmek ve çocukları okul öncesi dönemde bir cenaze törenine götürmemek daha uygundur.

Çocuk çok hasta olan bir kişiyi görmek isterse burada uygun karar çocuğa, hastaya ve duruma göre değişecektir. Hastane ortamının uygunluğu, hasta kişinin durumu, çocuğun özellikleri iyi değerlendirilmelidir. Telefon etmek ve çocuğun kart ya da mektup yazmak yoluyla iletişim kurması duruma göre tercih edilebilir.

Çocuğunuzla konuşun, onu dinleyin, destekleyin. Size pek çok soru sorabilir. Aynı soruları tekrar tekrar yanıtlarken sabırlı ve anlayışlı davranın çünkü sorular çocuğun hissettiği karmaşa ve belirsizliği gösterir, iyileşme yöntemidir. Gerekli durumlarda “Bilmiyorum” demekten çekinmeyin. Bazen çocuklar ölümü birebir yaşamadığı zamanda da merakları ortaya çıkabiliyor. Böyle durumlarda öncelikle çocuğun duygularını dikkatle dinleyin önemseyin, korku ve kaygılarını anladığınızı ona hissettirin. Ölen kişinin anısına ağaç dikmek, hatıra defteri oluşturmak gibi etkinliklere yöneltebilirsiniz. Ölümü konu alan kitapları okumak yararlı olabilir. Ölümü anlatırken çocukların anlayabileceği somut bir dil kullanmak gerekir. Yapılan açıklamadan sonra çocuğun duyguları bastırılmamalı, yas durumunu yaşamasına izin verilmeli. Sürekli sorular sorarak müdahalede bulunulmamalıdır. Konuşmak isterse dinlenilmeli, yeni sorular sorarsa cevaplamalı ama konuşmak istemezse de zorlamamalı.

YAS SÜRECİNDE ÇOCUKLARDA MEYDANA GELEN ÖZELLİKLER

Ölüm çocuklara ne kadar iyi anlatılırsa anlatılsın bir yakının özelliklede ebeveynlerinden birinin kaybı dayanılması güç bir olaydır. Yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da bir yas süreci meydana gelecektir. Bu süreçte çocuklarda; alt ıslatma, kekemelik, tırnak yeme, saldırganlık, hırçınlık gibi uyum ve davranış bozuklukları görülebilir. Bunlar dışında kabuslar, korkular, uykusuzluk, yeme problemleri ağrılar okul başarısızlığı, içine kapanma gibi durumlarda gözlenebilir. Böyle durumlarda bir uzmandan destek alınması gerekir.

 

KAYNAK: Talking to Children about Death, Pedegog Dr. Melda Alantar, Yard.Doç. Dr Oktay Aydın

 

TED ESKİŞEHİR KOLEJİ ÖZEL ANAOKULU

                       PDR UZMANI

                                  MERVE ÜSTÜN

formats

BOŞANMA KARARI ÇOCUKLARA NASIL ANLATILIR?

Tarih 23 Mart 2018, yazar içinde Anaokulu.

http://www.dreamstime.com/royalty-free-stock-photo-divorce-image26890005

BOŞANMA KARARI ÇOCUKLARA NASIL ANLATILIR?

Aileler için açıklanması en zor olan konulardan biri ‘’boşanma’’ kararını açıklamaktır. Anne ve babanın kendi ilişkilerine yönelik aldığı karar, çocuğun hayatı üzerinde son derece büyük bir etkiye sahip olabileceği için bu konunun sağlıklı bir şekilde konuşulması ve sürecin en iyi şekilde yürütülmesi gerekir.

Özellikle küçük çocuklar boşanma sürecinde neler olduğunu, boşanmanın neden yaşandığını ve ne hissettiklerini anlamaya çalışmakta zorluk yaşarlar. Küçük çocuklar çatışmaları anlamadıkları ve taraf tutmak zorunda kalmadıkları için en az etkilenen grupta yer almaktalardır. Yaş büyüdükçe gösterilen duygusal ve fiziksel tepkiler değişmekle birlikte boşanmalardan en fazla etkilenen yaş grubu 2-6 arasındaki okul öncesi dönemdir. Bazı araştırmalarda ise boşanmalarda evi sıklıkla baba terk ettiğinden dolayı, erkek çocuğun kız çocuklara oranla daha fazla etkilendiği görülmektedir.

Her insan alışılagelen bir düzenin bozulmasından sonra değişikliğe uyum sağlama ve yeni durumu kabullenme için bir zamana ihtiyaç duyar. Konu çocuk olduğunda bu uyum sürecindeki büyük etken ebeveynlerin tavrı ve tutumudur. Çocukların ihtiyaç ve mizaç özellikleri dikkate alınarak yaklaşılmalıdır.

Boşanma kararı çocukla konuşulmalı; Çocuklara anlatılırken yaş seviyesine uygun bir şekilde kelimeler seçilerek anlatılmalıdır.

  • Baban ve annen olarak biz seni çok seviyoruz, ancak biz birlikte kendimizi iyi hissetmiyoruz, yine görüşeceğiz ama farklı evlerde uyuyacağız. Örnek olarak sen arkadaşlarınla dışarıda güzel vakit geçirip sonra eve döndüğün gibi bizim de öyle olacak.
  • Biz yine senin annen ve babanı olarak kalacağız.
  • Bundan sonra ayrı evlerde kalacağız senin de iki evin olmuş olacak, babanın/annenin evin de de oyuncakların olacak. Yine parka, sinemaya, tatile gideceğiz.
  • Çocuklar bazen evden ayrılan ebeveyn için kaygı duyuyorlar. Nerede yaşadığı ne hissettiği konusunda soruları olabiliyor, bunları dikkatle dinleyip tatmin edici cevaplar verilmelidir.
  • Çocuğun soru sorması desteklenmeli, aklı karışmadan doğru bir şekilde anladığından emin olunmalıdır.
  • Çocuk boşanma sürecinde tamamen dışarıda bırakılmamalıdır. Merak ettikleri cevaplanmalı, genel olarak yaşanan sürecin farkında olmalıdır.
  • Anne babalar birbirlerini suçlamaya yönelik tavırlar almamalıdır.

Boşanmayı çocuklara anlatırken anne ve babanın birlikte olması tercih edilmektedir. Açıklama yaparken çocuğun beden diline, tepkilerine çok dikkat edilmeli aynı şekilde ebeveynler de çok duygusal yaklaşıp farklı tepkiler vermemelidir. Çocuğa yaşamın içinden pek çok planın değişebileceği yaşantıların farklılaşabileceği anlatılmalı. Çocuğun düzeninin korunmasını sağlamak adına aile fotoğrafların ve bir takım hatıraların yer değiştirilmemesi korunması tavsiye edilir.

Çocuğun suçluluk duymaması sağlanmalıdır; Çocuğun kendisini suçlaması önlenmelidir. Eşler birbirini suçlamazsa, çocuk ta kendisini suçlamaz. Küçük çocuklar ben merkezli oldukları için boşanmanın sebebini kendisi olarak görebilirler.

Çocukta oluşabilecek düşünceler;

  • Odamı toplasaydım annem ağlamazdı.
  • Ben yaramazlık yaptığım için babam hep sinirleniyordu.
  • Annem kızınca ‘’Bırakıp gideceğim’’ diyordu, bu sefer çok kızdı galiba.
  • Benim yüzümden ayrılıyorlar. Gibi düşüncelere kapılabilirler. Çocuklar boşanmanın bir sebebi olamaz. ‘’ Anne ve baba problemleri çözmek ve ya daha iyi bir hale getirmek için bir çözüm bulamadı.’’ Seni üzdüğümüz için biz de üzgünüz, ayrılık kararımız bizim ilişkimiz ile ilgili bunun suçlusu sen değilsin diyerek sorumluluk çocukların üzerinden alınabilir.

Onunla olan ilişkinizin değişmeyeceğini anlatın; Boşanma kararı anne ve babanın ilişkisinin değişeceğini gösterir, çocuk ile olan ilişkinin değil. Çocuklarınıza tekrar tekrar onları sevdiğinizi ve her daim onların yanında olduğunuzu söyleyin. Onlara bakmaya ve korumaya devam edeceğinizi söyleyin.

Yaşam rutinleri ile ilgili ortak kararlar alınmalıdır; Anne baba ortak yaşamların devamı için uzlaşmaya varmış olmalıdır. Bu devamlılık çocuk için anne baba arasındaki sağlam dengenin de korunduğu anlamına gelir. Ebeveynlerden birinin, diğerinden daha farklı kurallar getirdiğini hissederse bu durumu fazlasıyla esnetebilir.

  • Çocuğun uyku saati
  • Çocuğun uyuma yeri
  • Çocuğun yemek saati
  • Çocuğun beslenme alışkanlıkları
  • Sosyal aktivitelerin içeriği
  • İsteklerin karşılanması

Anne evi ‘’Askeri kamp’’, baba evi ‘’Lunapark’’ haline gelmemelidir. Baba/ anne çocuğun sevgisini ve yaşattıklarından dolayı hissettiği pişmanlığı, gereksiz şımartma ve sınırsız özgürlükle ödemeye çalışmamalıdır.

Çocuğun iki evde de benzer yaşantılar geçirmesi, kıyas yapmaması ve bir tarafı seçmeye çalışmaması çok önemlidir. Bu nedenle anne/baba hangi durumlarda nasıl davranacakları konusunda ortak karar vermelidir.

Anne baba dışındaki bireylerin boşanma sürecindeki tepkileri çocuk üzerinde dikkat edilmelidir; Çocuklar ayrılık kararının ardından derin bir üzüntü yaşayabilir. Bu yüzden de çocukları bu konu hakkındaki duygu ve düşüncelerini paylaşmaya teşvik etmek önemlidir. Duygularını ifade etmesi konusunda ısrarcı ve baskıcı olunmamalıdır.  Bizim boşanacağımızı duymak sana ne hissettirdi?, Bize ne düşündüğünü ne hissettiğini söylemeni istiyoruz,  boşanacağımız için üzgün olduğunu biliyoruz, boşanmamızdan sonra senin hayatında neler değişeceği konusunda endişe yaşıyor olabilirsin gibi cümleler ile hem onun duyguları hakkında konuşmaya teşvik edebilir hem de onun duygularını anladığınızı hissettirebilirsiniz. Haklı ya da haksız olunması bu süreçte bir değişiklik getirmeyeceği için çocuğun yanında konuşulmamasına özen gösterilmelidir. Çocuğun zihninde var olan anne/baba algısının sarsılması ve sorgulanmaması için diğer ebeveyn hakkında konuşulmamalıdır.

Boşanma sonrasında;

Çocuk ebeveynler tarafından mesaj taşıyıcısı olarak kullanılmamalıdır; Ebeveynler birbirlerine iletecekleri haberleri kendi aralarında yapmalıdır. Örn; Babana söyle seni saat 09.00’da yatırsın gibi.

Çocuğa casusluk yaptırılmamalıdır; Çocuk anne baba tarafından diğer ebeveynin yaşantısı davranışları ve düşünceleri ile ilgili sorguya çekilmemelidir.

  • Babanın evini kim temizliyor?
  • Annen akşamları kiminle konuşuyor?
  • Baban ile nereye gittiniz?

Çocuk olumlu tepkiler almak için şımartılmamalı; Taraflardan birinin ya da ikisinin sürekli çocuğun tüm isteklerine izin vermesi aşırı şımartması, eski kuralların kaldırılması ve rüşvete boğması gibi durumlar oldukça sakıncalıdır. Bu davranışlar çocuk tarafından fark edilir ve çocuk bu durumu kullanmaya başlar. Anne ne aldıysa babanın daha fazla alması, baba neye izin verdiyse annenin daha çok izin vermesi gibi durumlar çocukların sınırları bilmesi konusunda olumsuz etki olur.

Çocuğun anne ve babaya farklı zamanlarda aynı soruları sorabileceği unutulmamalı ve birbiri ile çelişkili olmayan cevaplar verilmelidir. Çocuğun yaşı ilerledikçe boşanmaya ilişkin sorular artabilir

BOŞANMA SÜRECİNDEKİ İLİŞKİLER İYİ YÖNETİLDİĞİNDE, SAĞLIKLI VE SAĞDUYULU KARARLARLA DAVRANILDIĞINDA TÜM AİLE BİREYLERİ ÜZERİNDEKİ OLUMSUZ ETKİLERİ EN AZA İNDİRMEK MÜMKÜNDÜR.

Anne/ babasının boşanma konusundaki zaafını keşfeden çocuk;

  • Bir suçluluk duygusundan dolayı anne/babasının pişman olduğunu ve bir gün yeniden barışacaklarını düşünüp umutlanabilirler.
  • Kendi düşündüğü gibi anne/babasının yanlış karar verdiğinden emin olur ve bu durumu yaşattıkları için onlara kızmaya devam edebilirler.
  • Anne/babasının bu esnekliği kullanıp, isteklerini yaptırmak için ebeveynlerini su istimal etmeye çalışabilirler.

Kaynak: Psychology Today.20, Uzm. Pedegog Belgin Temur- Boşanma ve Çocuk,  Çocuğunuzu Anlamak Tuğçe Acaraöz Oğuz.

 

              TED ESKİŞEHİR KOLEJİ ÖZEL ANAOKULU

                       PDR UZMANI

                                  MERVE ÜSTÜN

 

 

 

 

 

formats

TUTUMLAR VE KURALLAR

Tarih 01 Mart 2018, yazar içinde Anaokulu.

ÇOCUKLARA KURAL KOYMA

Çocuğa kural koyarken, her zaman için şu sorunun sorulması gerekir: “Benim belirlediğim bu kural ve uygulama çocuğun gelişimine katkıda bulunuyor mu, bulunmuyor mu?” Çocuk, kendisi için neyin gerekli, neyin daha yararlı ve önemli olduğunu başlangıçta bilemez. Çocukların kişilik gelişimlerinin ilk dönemlerini tamamlayana kadar çeşitli düzenlemelerle hayatlarını güvenli hale getiren ebeveynlere ihtiyaçları vardır. Anne-babalar birtakım kurallar ve sınırlar koyarak çocuğu korumak ve kendisine zarar vermeden iyi alışkanlıklar geliştirerek sosyal uyum için gerekli becerileri kazandırmak durumundadırlar. Çocuğun hayatla ilgili birçok şeyi öğrenmesi ve kendi kendine yetecek hale gelmesi hem anne-babanın doğru yönlendirmesini hem de çocuğa fırsat vermesini gerektirir.

Her anne baba, kurallara uyan toplum içinde uygun davranışlar sergileyen çocuk yetiştirmek ister. Bu nedenle çocuklara uyması için birçok kural koyar; ama bu kuralların neden konduğu, kurallara ne şekilde uyulacağı, uyulmazsa karşılaşacağı sonuçlar çocuklara açıkça belirtilmez. Buna rağmen kurala uymayan çocuk cezalandırılır. Çocuk neden dolayı ceza aldığını anlamazsa ya da bu durum ona açıklanmazsa da cezaya karşılık verir ve davranış problemleri ortaya çıkar.

ÇOCUKLAR İÇİN KURALLAR NE ANLAMA GELİR?

Çocuklar yaşadıkları dünyanın kurallarını anlamaya ihtiyaç duyarlar. Onlardan ne beklendiğini, ne kadar ileri gidebileceklerini ve ileri gittikleri zaman neler olacağını, yani kendi sınırlarını bilmek isterler. Çocuklar sınırlara ihtiyaç duyarlar. Çünkü sınırları belirlenmiş bir dünyada kendilerini güvende hissederler.

Sınırları olan bir çevre, çocuğun kendisi ve dış dünya hakkında bilgiler edinmesine yardımcı olur.

Hayatımızda olup biten her şey tamamen bizim istediğimiz gibi olamaz. Bizim isteklerimiz olduğu gibi, başkalarının da istekleri vardır, düşüncesini benimserler.

Başkalarını düşünmek demek, aynı zamanda kendini düşünmek demektir. Başkalarının haklarına saygı gösterildiğinde, kendi haklarına da saygı gösterilmesini beklerler.

Kurallar herkes içindir ve herkes kurallara uymak durumundadırlar.

KURAL KOYARKEN NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?

İlk olarak ‘’Çocuğumu ne kadar iyi tanıyorum’’ Çocuğum herhangi istenmeyen bir davranışı yaptığında aklından neler geçiyor? Soruları cevaplanmalı.

Uygulanacak kural aile bireyleri tarafından ortak belirlenmeli. Belirlenen kuralların bir form ya da sözleşme haline getirilerek, aile bireylerinin imzalamaları sağlanırsa, kurallara uyma sorumluluğunda artış gözlemlenebilir.

Tutarlılık konusunda önemli bir nokta kuralın her zaman geçerli olmasıdır. Eğer bir kural bazen uygulanıyor, bazen esnetilebiliyorsa bu çocuk için kafa karıştırıcı bir mesaja dönüşebilir. Başlanan ve yarım bırakılan kural ve sınırlar çocukların anne babaya olan güvenini sarsar ve anne babanın yetkinliğine gölge düşürür. Bu tip bir uygulama ile çocuk, evde verilen sözlerin yerine getirilmediğini öğrenir.

Kurallar her zaman anlaşılır ve net olduğu sürece çocuklar için anlamak ve izlemek daha kolay olur.

Kurallar aynı zamanda ebeveyn ve çocuk ilişkilerini tanımlar. « Burada yetkili olan kimdir? Ne kadar ileri gidebilirim? Çok ileri gidersem ne olur? » gibi soruların cevaplarını çocuklar çizilen sınırlar ve koyulan kurallar sayesinde bulunur.

Çocukların yaş ve gelişim dönemleri birbirinden farklı özellik taşıyacağı için kural koyarken çocuğun yaşına ve gelişimine göre olmasına özen gösterilmelidir.

Okul öncesi dönem çocuğunda kural bilinci çok açık ve net değildir. Kurallara uyulduğu ya da uyulmadığında ne olacağı konusunda açıklık getirilmelidir.

Kurallar koyarken anahtar noktalardan biri anne ve babanın çocuğa model olmasıdır. Belirlenen kurala öncelikle kuralı koyan kişilerin uyması gerekir. Örneğin çocuğunuza yatmadan önce diş fırçalaması söyleyen bir anne bu davranışı kendisi yapmıyorsa, çocuğun davranışı yapması beklenemez, çünkü çocuklar çoğunlukla MODEL alarak öğrenirler.

Kurallar konusunda çocuğunuzla güç savaşına girmekten kaçının. Örneğin tekrar tekrar bir şeyi yapmamasını söylemeyin.

Mümkün oldukça az kural konulmalı:  Ne kadar çok kural varsa o kadar çok risk vardır. Bu nedenle küçük yaşlarda kural sayısının az olması gerekmektedir. Bu konuda temel ölçülerden biri ‘’yaşı kadar kural koymak’’ olabilir. 5-6 yaşlarındaki bir çocuk için 5-6 kuraldan fazlasına gerek olmayabilir. Kurallı aile olmak adına çocuk çok sıkılmamalıdır. Kuralsızlık kadar fazla kural koymak da doğru değildir.

Gerek dikkat sürelerinin azlığı gerekse zihinsel becerilerinin soyut kavramları anlamak için yeterli olmayışı nedeniyle çocuklar anne babalarının yaptığı açıklamaları dinlemekte, akılda tutmakta ve anlamakta zorlanabilirler. Bu nedenle fazla açıklama yapmak yerine çocuğa neyin uygun olup, neyin uygun olmadığı kısa ve basit bir şekilde anlatılmalıdır.

Kural koyarken, çocuğun da görüşü alınmalı:    Yetişkinin kendi isteği doğrultusunda kural koyması çocuğun gelişimine katkı sağlamaz. Aksine ilişkideki kuralları hep yetişkin koyuyorsa, çocuğun değerlilik duygusu engellendiğinde öfke duygusu beslenmiş olur. Kuralları çocuğunuzla paylaşmak için bir aile toplantısı düzenleyebilirsiniz. Bu toplantıda çocuğunuz da istediği kuralları paylaşabilir. Aile içinde ona da söz hakkının tanınması, kuralları benimsemesi için oldukça önemlidir. Kuralları önceden belirlemeniz ve çocuğunuzla hangi kuralın ne zaman geçerli olduğunu konuşmanız gerekir. Böylece anne babanın beklentileri karşılıksız kalmaz.

Kuralların nedenleri açıklanmalı: Çocuğun kurallara uyması isteniyorsa bunun nedenleri açıkça anlatılmalı.

Kurallar tabulaştırılmamalı: İhtiyacı karşılamayan ya da çocuğun gelişimini desteklemeyen kurallar değiştirilmelidir. Sonuçta bir kuraldan beklenen, ilişkileri düzene koymak kaliteyi artırmaktır.

Kurallara uyulduğu süreç içerisinde sürekli ödüllendirilmemeli: Çocuk kurala uydu diye ödüle gerek yoktur. Yapılan her olumlu davranıştan sonra ödül vermek, verilen ödülün değerini azaltır.

Çünkü kurala uymak bir sorumluluktur. Ancak yeni bir kural konmuş ve bu kurala alışılması için zamana ihtiyaç varsa belirli ölçülerde ödüllendirme yapılabilir. Örneğin; Dikkat ettim birlikte koyduğum kurala uyuyorsun, buna çok sevindim. Kurallara uymaya çalıştığını fark ediyorum ve buna seviniyorum ya da bir hafta boyunca akşam yemeğinde sofraya oturup yemek yiyen bir çocuğu,  hafta sonu yemeğe götürerek ödüllendirmek doğrudur; ama her akşam yemekten sonra ona çikolata vermek doğru değildir.

Çocukların davranışlarını sebepsizce sınırlamak da doğru değildir Bu, özellikle küçük çocuklarda gözlenen bir durumdur. 1-3 yaş arasındaki çocuklar çevreyi keşfetme çabası içinde oldukları için, her şeye bakmak, her yere gitmek isterler. Genelde anne babalarda onların her yaptıklarına hayır yapma, alma, gitme gibi tepkiler verip, onları durdurmaya çalışırlar.

Unutmayalım ki, kurallar sadece çocuklar için değil, anne babalar için de geçerli olmalıdır.

Çocuğa konulan kurallar konusunda diğer aile bireyleri de bilgilendirilmelidir. Aile büyüklerine kurallar, ödül ve cezalar ile ilgili bilgi verilmeli. Aksi halde çocuklar her bireye göre farklı davranış geliştirecek onların tutum ve davranışlarını kendi istekleri doğrultusunda kullanacaktır.

ÇOCUĞUNUZ KOYDUĞUNUZ KURALLARA UYMUYORSA;

Kurallara uyulmadığı durumlarda, kimi zaman görmezden gelme kimi zaman küçük hatırlatmalar yapma kimi zaman da kurallara neden uyulmadığı konusunda konuşmalar yapma gibi yöntemler denenmelidir. Eğer bunlar etkili olmuyorsa o zaman küçük mahrum bırakmalar yapılmalıdır. Örneğin bir sonraki etkinlik/oyun süresinde azaltma, yapılacak bir plandan vazgeçme)

Kuralı tekrarlarken, “lütfen, rica etsem” gibi sözcükler yerine, kararlı ancak sert olmayan bir ses tonu ile, “…….yapmanı bekliyorum” gibi cümleler kullanmayı deneyin.

Kuralı tekrarladıktan sonra, çocuğunuz hala uymayı reddediyorsa, Örneğin; “Peki, üstüne hırkanı giymediğin ve hava çok soğuk olduğu için, bu şekilde dışarı çıkmıyoruz” diyerek, davranışının sonucunu yaşamasını sağlayın.

Kurallara uymamak bazen anne babaya karşı tavır, bazen ilgi ihtiyacı, bazen ise uygun olmayan ebeveyn tavırlarından kaynaklanabilir. Bu nedenle, sorunun esas çözümü, çocuk kurala uymadığı anda değil, genel hayatında yapılacak düzenlemelerdedir.

Kuralları öğrenen çocuk;

Düşünerek kurallara uygun davranma becerilerini geliştirecek.

Hareketlerinin doğuracağı sonucu algılayacak.

Okul ve okul dışında başarılı olmasını sağlayacak bilgi ve kuralları öğrenecek.

Herkesin uyduğu ortak kurallara göre davranacak.

ÇOCUĞUNUZA;

Örnek olmak.

Çocuğunuza seçme şansı vermek.

Konuşurken ben dilini kullanmak.

Doğru davranışı zamanında övmek.

Gerçekten gerekliyse ve kararlıysanız HAYIR demek.

Aynı fikirde olmadığınız zamanlarda saygı gösterip pozitif öneriler sunmak.

Bağımsızlık duygularını destekleyerek sorumluluk almaları konusunda fırsatlar yaratmak etkili bir iletişim için dikkat edilmesi gereken en önemli noktadır.

KAYNAK: Mackenzie, R.J. ”Çocuğunuza Sınır Koyma” , Yard. Doç. Dr. Oktay AYDIN

 

 

TED ESKİŞEHİR KOLEJİ ÖZEL ANAOKULU

                                PDR UZMANI

                                  MERVE ÜSTÜN

formats

KİTAP OKUMANIN SAATİ OLUR MU? DOĞRU KİTAP SEÇİMİ NASIL YAPILIR?

Tarih 15 Ocak 2018, yazar içinde Anaokulu.

silhouettes-of-a-tree-and-a-man-on-a-book_1232-292

KİTAP OKUMANIN SAATİ OLUR MU?

DOĞRU KİTAP SEÇİMİ NASIL YAPILIR?

Çocukların erken dönemde kitapla tanışmaları onların kitap dostu yetişkinler olarak büyümesini sağlayacaktır. Günümüzde çocuk edebiyatı, edebiyatın ötesine geçmiştir. Çocuk edebiyatının ötesinde ‘’çocuk yayıncılığı’’ olarak söylemek daha doğru olacaktır. Çocuğa yönelik yayınlar çok çeşitli araçlar ile sunulmaktadır. Bunlar; masal, hikâye, bilmece, çizgi roman vb. gibi kitaplar ile karşımıza çıkmaktadır. Çocuk yayınlarında içerik, biçim, dil ve anlatım bakımından belirli kuralların bulunması gerekir. Çocuğa okunan kitaplar, kişiliğinin temellerine katkı yanında öğrenme isteğini ve merakını tatmin etmeye, kavram gelişimine, soru sormaya teşvik etmeye yardımcı olmalıdır. Aynı zamanda birlikte kitap okuma çocukla anne-baba arasında iletişim kurulmasında da yardımcı olur. Çocuklar için kişilik oluşturmada duyguları, değer yargılarını ve anlayış tarzlarını geliştirir.

KİTAP SEÇİMİNDE ÖNEMLİ NOKTALAR

  •   Birkaç hikâyenin iç içe olduğu kalın kitaplar olmamalı.
  •   Kapak resimleri canlı, çekici ve kitabın içeriğiyle uyumlu olmalı.
  •   Sayfalar dayanıklı ve kalın olmalı.
  •   Kitaptaki yazılar ve resimler ayrı sayfalarda olmalı.
  •   Ana karakterlerin görseli sayfada anlaşılır bir şekilde gözükmeli.
  •   Harfler gözü yormayacak büyüklükte 20-24 punto gibi, süslü olmayan düz yazı şeklinde yazılmış olmalı.
  •   Resimler anlatılanlar ile benzer olmalı, gerçeklikten uzaklaşılmamalı.
  •   Hayal gücünü geliştiren konuların önemli olduğu, tanıdık durumların anlatıldığı, nesneleri sınıflandırabileceği nitelikte olmalı.

Okul öncesi çocukları için hazırlanan kitaplarda her sayfanın ¾’ü resim, 1/4’ü yazıyla ayarlanmalı.

Kitap alırken çocuğun fikri sorulmalıdır. Onun istediği kitaplar alınmalı, okumaya zorlama değil teşvik olmalı.

Az sayıda kahraman olmalı.

Pahalı olması iyi bir kitap olduğu anlamı taşımaz.

DİL YÖNÜNDEN

  •   Kitaplarda somut anlatımlara yer verilmeli.
  •   Anlatımlarda çocukların anlayış güçlerine, yaş ve yaşam düzeylerine uygun kavramlar kullanılmalı.
  •   Cansız eylemlerden çok, canlı eylemler tercih edilmeli.
  •   Çocuklara okuma zevk alışkanlığı kazandırıcı olmalı.
  •   Konular ilgi çekici, eğlendirici ve düşündürücü olmalı.
  •   Olayın kahramanı yenilmemeli, kaybetmemelidir. Bu durum onların olumsuz duygu yaşamalarına neden olabilir. ‘’Çocukların yenilgiyi kabul etmekte zorlandıkları unutulmamalı.’’

 

RESİMLER İLE İLGİLİ ÖZELLİKLER

Çocuk kitaplarındaki resimler birçok işlevi birden karşılar. Çocuğun estetik beğenisini geliştirmenin yanı sıra okurken dikkatini dağıtacak tasvirlerin resimle anlatılması çocuğun yorum gücünü geliştirir, olayların hızla gelişmesini sağlar ve sonuçta okuma alışkanlığı kazandırmaya yardımcı olur.

  •   Resimler kolay yorumlanabilmeli, kahraman ve figürler hareket halinde olmalı, olaylar hızlı bir şekilde gelişmelidir.
  •   Uzun betimlemeler çocuğun dikkatini dağıtacağından dolayı, kitap alırken bunlara dikkat edilmeli.
  •   Çocuğun güven, sevgi, iyilik, güzellik, cesaret, hoşgörü, sorumluluk, gerçeklilik gibi duyguların gelişmesine yardımcı olur nitelikte olmalı.
  •   Çocuğun gerçek yaşamla bağlantı kurmasına yardımcı olmalı.
  •   Gözlem yeteneğini keşfederek geliştirme olanağı sunmalı.
  •   Resim ya da şeklin metindeki düşünce ve olayların yorumunu yapabilir olmalı.
  •   Resimlerle metin üst üste gelmemeli.
  •   Çocuğun alıcı dil ve ifade edici dil gelişimini destekler, kelime dağarcığını zenginleştirir, dili etkin ve düzgün bir şekilde kullanmasını sağlamalı.
  •   Resimli kitaplar çocuğun hayal gücünü geliştirir nitelikte olmalı.

ÇOCUKLARA KİTAP OKURKEN NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?

  • Kitaplar, öyküler öncelikle bir bütün olarak okunmalı.
  • Öykünün akışına uygun olarak ses tonu ayarlanmalı. ( Örneğin; Kurt konuşurken kalın ve yüksek ses, büyükanne konuşurken ince ve alçak ses tonu vb.)
  • Öykünün kapak resmine bakarak ‘’SENCE KİTABIN İSMİ NE OLABİLİR?’’ diye sorulmalı.
  • Kitap üzerindeki yazılara dikkat çekebilirsiniz, kapaktaki yazı ve içerikteki yazı arasındaki fark üzerinde konuşulabilinmeli.
  • Kitap okurken çocuk ile diyalog kurabilir, anladıklarını anlattırabilirsiniz.
  • Her kitabın bir yazarının olduğu, baskı yılı, basım yeri hakkında konuşabilirsiniz.
  • Kitap, çocuğa baştan sona ve resimler gösterilerek okunmalı.
  • Öyküyü okuduktan sonra öyküde adı geçen olay ve öykü kahramanları ile ilgili öyküyü hatırlamasına yönelik sorular sorulmalı. (Ayıcık topu bulamadığında ne yaptı? Annesi ayıcığa ne söyledi? Vb.)
  • Öykünün gelişme bölümü tamamlandıktan sonra yarım bırakarak çocuğun devam etmesini istenmeli.

ÇOCUĞA OKUMA ALIŞKANLIĞI KAZANDIRMAK İÇİN NELERE DİKKAT ETMELİYİZ

Çocuklara okuma alışkanlıkları kazandırmak için önemli olan çocuklara öğüt vermek değil model olmaktır. Anne babasının ya da öğretmenlerinin kitap okuduğunu görmek çocuğa sözel olarak kitap okuması gerektiğini söylemekten daha etkilidir.

  •  0-6 yaş erken çocukluk döneminde kitap okuyarak okumaya ilgi oluşturmak
  •  Düzenli dergi okunması konusunda alışkanlık kazandırmak.( abone olup çocuğunuzun adına gelen dergiler.)
  •  Çocuğun odasında ona göre oluşturulmuş kitaplık olması.
  •  Birlikte kitap almak, kitapçıları dolaşmak çocuğunuzun kitap okuma alışkanlığı kazandırmasında iyi bir model olacaktır.

UNUTMAYIN

  •   Okul öncesi dönemdeki çocuklar çeşitli öykülerin yer aldığı kitaplardan hoşlanır.
  •   Okul öncesi dönemdeki çocuklar alfabe ve rakamların olduğu kitaplardan hoşlanır.
  •   Okul öncesi dönemdeki çocuklar aile, arkadaşlar ve okula gitmekle ilgili kitaplardan hoşlanır.
  •   Çocukların size öykü anlatmasına izin verin.
  •   Çocukların dikkat odaklanma süreleri kısa olduğu için kitap okuma zamanları da kısa süreli olabilir.
  •   Sadece çocuklar değil yetişkinler de okunan kitaptan zevk almalıdır.
  •   Kitaplardaki ana düşünce ders biçiminde değil, düşündürücü nitelikte olmalıdır.
  •   Okul öncesi dönemde kitap alışkanlığı kazanan öğrenciler yaratıcı ve eleştirel düşünme becerilerine katkı sağlamaktadır.

YAPMAK ZORUNDA OLDUĞUNUZ İŞLER ZAMAN ZAMAN SİZİN İÇİNDE CAN SIKICI DEĞİL Mİ?KİTAP OKUMANIN SAATİ VE ZORUNLULUĞU OLURSA, O DA CAN SIKICI OLUR MU? PEKİ KİTAP OKUMANIN SAATİ OLUR MU?

  • Uyumadan önceki yarım saat kitap okuma saatidir.
  • 20 dakika erken uyanıp kitap okumak kuralımızdır.

YA DA

  • Öğle arasında
  • Yolculukta
  • Çay kahve molasında

TERCİH SİZİN

OKULÖNCESİ DÖNEMİNDEKİ ÇOCUKLARA SESLENEN KİTAPLARDAN ÖRNEKLER;

  • Doğum günü hediyesi, Behiç AK
  • Kırmızı Fil’i Gördünüz mü?, Ferit AVCI
  • Uyuzgezer Fil, Behiç AK
  • Ben Bir Çizgiyim, Ümit ÖĞMEL
  • Küçük Mor Balık, Ayla ÇINAROĞLU
  • Söyle Anne Ben Neden Varım?, Oscar Brenıfıer, Delfine DURAND
  • Suların Sessizliği, Jose SARAMAGO
  • Bekçi Amos’un Hastalandığı Gün, Philips C. STEAD
  • Balık Tutma Dersi, Heıncrich BÖLL ve Emile BRAVO
  • Aç Tırtıl, Eric CARLE
  • Bilmecelerce ABC, Can GÖKNİL
  •  Bahçıva Köstebek ve Uçan Karınca Kıvırcık, Aysun BERKTAY ÖZMEN
  • Bilyeler, Behiç AK
  • Küçük Ayının Uzun Yolculuğu, Yalvaç URAL
  • Yüzyüz, Leo LIONNI
  • Balığım Şiir Yazdı, Mavisel YENER ve Aytül AKAR
  • Bi Fikirle Ne Yaparsın?, Kobi YAMADA
  • Çok Hayal Kuran Çocuk, Şermin YAŞAR
  • Nokta, Peter H.REYNOLDS
  • Pöti, Gökçe GÖKÇEER

OKULÖNCESİ DÖNEMİNDEKİ ÇOCUKLARA YÖNELİK ‘’DOĞRU KİTAP’’ BASAN YAYIN EVİ ÖRNEKLERİ

  • Yapı Kredi Yayınları
  • İş Bankasın Kültür Yayınları
  • Elma Çocuk
  • Pearson
  • Red House Kidz
  • Gün ışığı
  • Mavi Bulut Yayınları

ANAOKUL PDR UZMANI

MERVE ÜSTÜN

 

 

formats

YARIYIL TATİLİNİ NASIL DEĞERLENDİRELİM?

Tarih 12 Ocak 2018, yazar içinde Ortaokul.

images (3)

YARIYIL TATİLİNİ NASIL DEĞERLENDİRELİM?

Tatil dönemine giren öğrencilerimize ve velilerimize “Sömestri tatilini nasıl değerlendirmeliyiz?”, “Sömestri, sadece tatil ile geçirilecek bir zaman mı olmalı?”, “İkinci döneme hazırlık yapmalı mıyız?” bulunmak istiyorum.

HOŞGELDİN YARIYIL…

ÖĞRENCİLERE YARIYIL TATİLİ İÇİN GENEL ÖNERİLER

PLAN YAPIN Öncelikle kendinize bir tatil planı hazırlayın. Tatilde neler yapacaksınız bir düşünün. Neyi ne zaman ne kadar yapacaksınız? Planlayın ve tatilinizi sonuna kadar değerlendirin.

DERSİ BIRAKMAYIN İlk dönem okulda gördüğünüz konulardan eksiklerinizi belirleyip o konulara yoğunlaşın. Yoğunlaşın derken yoğun bir ders çalışmadan bahsetmiyorum korkmayın. Sizi fazla sıkmayacak kadar az, fakat size faydası dokunacak kadar da çok. Bunu siz belirleyebilirsiniz.

KİTAP OKUYUN Kitap okumak anlama kabiliyetinizi, hayal gücünüzü, kültürel bilginizi, fikir yürütme becerilerinizi geliştirir. Aynı zamanda kitap okumak okuldaki başarınıza da olumlu etki edecektir. Bunlardan yoksun kalmak kim ister ki?

AİLENİZLE VAKİT GEÇİRİN Tatilin sizin eve kavuşmasının yanında ailenizle çok güzel vakit geçirmenize ortam hazırladığını unutmayın. Ailenizle sinemaya, tiyatroya, müzeye veya başka bir faaliyete gidebilirsiniz. Annenize yardımcı olabilir, babanızla birlikte oyun oynayabilirsiniz. Artık bunlar sizin hayal gücünüze kalmış.

 

TATİLDE NASIL DERS ÇALIŞILMALI?

Her öğrenci kendi durumuna göre bir çalışma stratejisi belirlemelidir. Günün, haftanın ve yarıyıl tatilinin sonunda ulaşılması düşünülen yeni hedefler belirlenmelidir. Bu hedefler öğrencinin çalışma isteğini kamçılayacak nitelikte olmalıdır.

Bu dönem içinde uygulanabilecek

4 temel strateji vardır. Her öğrenci kendi

durumunu gözden geçirip, kendine göre bu

uygulamalardan birini yapmalıdır.

1. Konu tekrarı yapmak:

İnsan öğrendiklerinin %75’ini bir hafta içerisinde, %66’sını bir gün içerisinde, %54’ünü de bir saat içerisinde unutur.

Unutmayı önlemenin en iyi yolu yapılan

tekrarlardır. Özellikle geçmiş konulardan

çok fazla hatası çıkan öğrenciler genel

tekrara ağırlık vermelidir.

 2. Eksik kalan konuları tamamlamak:

Konu eksiği fazla olan, konuları yetiştirememe korkusu yaşayan öğrenciler, bu tatilde önceliği eksik konularını tamamlamaya ayırmalıdır. Çünkü ikinci dönem, hem zamanın daha kısa olması hem de bahar mevsiminin gelmesi ve sıcakların başlamasıyla birlikte ev dışının daha cazip olması nedeniyle öğrenci için güçlük oluşturabilecektir.

3. Yeni konular çalışmak:

Konu eksikleri olmayan ve çalıştığı konulardan çok az soru kaçıran öğrenciler bu stratejiyi kullanabilirler.

4. Kitap Okumak:

Öğrenciler için tatil, kendilerini geliştirmek için de çok iyi fırsattır. Bireyin kendini geliştirmesini sağlayacak en önemli etkinlik kitap okumaktır. Öğrenciler tatil boyunca bol bol kitap okuyacak vakte sahip olurlar. Kitap

okumaya karşı ilgisi olmayan öğrencilerin kalıcı başarıları yakalaması çok zordur. Ayrıca tatilde kitap okumaya başlamak böyle bir alışkanlığa sahip olmayan öğrenciler için bu alışkanlığı kazanmaları, kitap okumanın keyfini yaşamaları açısından bulunmaz bir fırsattır. Bundan dolayı kitap okumak, iyi bir tatil programının olmazsa olmazlarındandır.

ANNE-BABALARA  YARIYIL TATİL ÖNERİLERİ

Anne baba olarak çocuğunuzu, önce sizin çocuğunuz olduğu için koşulsuz sevdiğinizi bilmeye ihtiyacı var onlara sevginizi gösterin.Sevginizi akademik başarılarıyla koşulamayın. Yeteneklerini ve becerilerini ön plana çıkararak onla gurur
duyduğunuz gösterin. Örneğin çocuğunuz çok iyi bir sporcudur; çok iyi yüzüyor olabilir. Aile ziyaretlerine gittiğinizde,
misafirleriniz geldiğinde çocuğunuzun okul başarısı yerine, ne kadar iyi yüzdüğünden bahsedebilirsiniz.
Eğer henüz çocuğunuzun bir yeteneğini keşfetmediyseniz, yeteneklerini keşfetmek için çeşitli hobi kurslarına gönderin. Bu
hem çocuğun sosyalleşmesine, hem de öz güveninin yükselmesine yardımcı olacaktır.

ORTAOKUL REHBER ÖĞRETMENİ

EZGİ AZİZOGLU

formats

OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE KUKLA OYUNLARIN ÖNEMİ

Tarih 19 Aralık 2017, yazar içinde Anaokulu.

OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE KUKLA OYUNLARI

 

OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE KUKLA OYUNLARIN ÖNEMİ

Kuklalar okul öncesi eğitim döneminde çocuk gelişimi açısından büyük öneme sahiptir. Çocuklar kuklayı bir oyun gibi algıladıkları için öğretim sürecine katılımları çok daha etkili olur. Kuklalardan serbest zaman etkinliklerinde yemek, uyku, tuvalet alışkanlıkları kazandırmada yararlanabiliriz. Kuklalar aracılığıyla daha çok duyuya hitap ederiz. Buda anlatılanları, kuralları hatırlamaları ve içselleştirmeleri açısından daha kolay olur. Kendilerinin zihinlerinde canlandırdıkları bir kuklayı seslendirmeleri sembolik olarak düşünmeleri anlamına gelir bu da bilişsel gelişime katkı sağlar. Canlı olmayan bir durumu canlandırmak okul öncesi dönem çocuğu için aslında bir oyundur, çocuklar kukla ile oynayarak öğrenirler. Bu oyunlar okul öncesi çocuğa somut örnekler sunar. Bu dönem birçok davranışın kazanımı açısından yoğun, yaratıcılıkların ise oldukça yüksek olduğu bir dönemdir. Oynadıkları oyunlar ile sembolik nesne kullanımlarında ne kadar yaratıcı olduklarını görebiliriz. Çocuklara sunulan farklı kukla karakterleri, onların hayal dünyalarını görmemize olanak sağlar. Kukla oyunlarını izlerken çocuklar yeni kelimeler öğrenirler ve öğrendikleri kelimeleri hangi durumlarda kullanıldığına ilişkin düşünceleri gelişir.

Kukla ile çocuğun dahil olduğu etkinliklerde;

  • Çocuk konuşma dilini  akıcı, anlaşılır bir şekilde kullanma, kendisini rahat ifade etme becerisi kazanır.
  • El göz konsantrasyonu ile çocuğun motor becerilerinin gelişmesine yardımcı olur.
  • Çocuklara duygu ve düşüncelerini ifade etme becerisi kazandırır. ( Mutluluk, üzüntü, korku, şaşırma ve kızgınlık gibi duygular ile oluşan yüz ifadeleri arasında ilişki kurar.)
  • Çocukların grupla birlikte çalışma, dinleme, diğer kişiler ile ilişki kurma, paylaşma, sorumluluk alma gibi sosyal ilişkilerini güçlendirir.
  • Çocuklar kukla karakterini oynatırken kendini o karakterin kimliğine sokarak onun gibi düşünüp hissetmeye çalışır. Buda empati becerisini güçlendirir.
  • Kuklalar çocukları eğlendirir, neşelendirir, hoş vakit geçirmelerini sağlarken zaman zaman duygulandırır ve düşündürür.
  • Çocuklara paylaşmayı, beden dilini, sesini kullanmayı kuklalar sayesinde verebiliyoruz.
  • Çocuklar olayları ve davranışları taklit ederek, aslında öğrenmenin bir basamağını gerçekleştirmiş olur.
  • Çocuklar olaylara farklı bakış açısı ile bakabilir ve bu sayede çok boyutlu düşünme becerileri gelişir.
  • Çok boyutlu düşünme becerisi gelişir.

 

ANAOKUL PDR UZMANI

MERVE ÜSTÜN

formats

TEKNOLOJİNİN GÜVENLİ KULLANIMI

Tarih 13 Aralık 2017, yazar içinde Ortaokul.

                            “TEKNOLOJİNİN GÜVENLİ KULANIMI”

ZORBALIK NEDİR?

Zorbalık bilinçli ve kasten yapılan, sürekliliği olan ve fiziksel, zihinsel, sosyal ya da psikolojik zarar verme amacı güden söz ve eylemlerdir.

Eğer karşındaki kişi,

}  Tüm uyarılarına rağmen seni üzen davranışlarını (yüz yüze ve sanal ortamda) tekrarlıyorsa,

}  Sana hoşlanmadığın şeyler yapıyor ve söylüyorsa,

}  Başkalarıyla konuşmanı engelliyorsa,

}  Arkadaşlarını senden uzaklaştırıyor ya da seni yalnız bırakıyorsa,

}  İtiyor, vuruyor ya da canını acıtıyorsa,

}  Sen istemeden eşyalarını alıp kullanıyorsa… bunun adı zorbalıktır.


ZORBALIK TÜRLERİ

  1. Fiziksel zorbalık
  2. Sözel zorbalık
  3. Duygusal zorbalık
  4. Siber zorbalık

 

Fiziksel zorbalık

  • Vurma, tokat ya da tekme atma, itme veya çekme gibi fiziksel olarak rahatsız edici temaslarda bulunma
  •  Her türlü eşyaya zarar verme ya da el koyma


Sözel zorbalık

  • Küfür ve hakaret etme
  • Dalga geçme
  • Alay etme
  • Hoş olmayan lakaplar takma
  • Tehdit etme
  • Dedikodu yayma

 

 

      Duygusal zorbalık

  • Dışlama, yalnızlaştırma
  • Acımasız bakışlar ve çeşitli el hareketleri
  • Aşağılama
  • Utandırma
  • Yalnızlaştırma
  • Hoş olmayan notlar gönderme


Siber zorbalık

Sanal yollarla yapılan tüm zorbalık türlerini kapsar.

 

TEKNOLOJİNİN OLUMLU VE OLUMSUZ KULLANIMI
Çağımız teknoloji çağı olarak adlandırılmaktadır. İnternet, cep telefonu, bilgisayarlar vb. hayatımızın vazgeçilmezleri haline gelmektedir. Teknoloji olumlu taraflarıyla hayatımızın içinde yer alırken ve yaşamımızı kolaylaştırırken, olumsuz kullanım biçimleriyle de bize ve başkalarına zarar verebilmektedir

CEP TELEFONLARI

OLUMLU KULLANIM

Anında sesli veya yazılı iletişim kurma,

Fotoğraf, video gönderme-alma,

Müzik dinleme,

Acil durumlarda hızlı iletişim sağlama.

OLUMSUZ KULLANIM

Uygunsuz mesaj gönderme,

Tehdit,  aşağılama ve istismara yönelik fotoğraf, video paylaşma,

Zamansız ve sürekli mesajlaşma

MESSENGER (ANLIK MESAJLAŞMA)

OLUMLU KULLANIM

}  Çevrimiçi arkadaşlarla anında iletişim

}  Haberleşmenin etkili ve hızlı yolu            

OLUMSUZ KULLANIM

}  Uygunsuz içerikte mesaj gönderme

}  Başkasının hesabını kullanarak rahatsız edici mesaj ve görsel içerik paylaşma

SOSYAL PAYLAŞIM SİTELERİ

OLUMLU KULLANIM

}  Ortak ilgi alanına sahip insanlarla kolay iletişim kurma

}  Yeni insanlar tanıma

}  Farklı alanları kolay ve hızlı bir şekilde keşfetme

OLUMSUZ KULLANIM

}  İsimsiz, tehditkâr ve uygunsuz mesajlar yollama

}  Kişisel bilgileri, izinsiz ve uygunsuz şekilde yayma, kullanma

}  Gruptan bazılarını dışlama

 

E MAIL (E POSTA)

OLUMLU KULLANIM

}  Dünyanın her yerinde hızlı ve ucuz iletişim sağlama

}  Bilgi, video, fotoğraf paylaşımı

OLUMSUZ KULLANIM

}  Dünyanın her yerine hızlı ve ucuz, uygunsuz bilgi, mesaj, fotoğraf, video,

}  e-postaların izinsiz okunması ve silinmesi

NOT: Sanal ortamda bir belgenin ya da fotoğrafın yayılma hızı kontrol dışı kalabilir ve yok edilebilmesi çoğu zaman imkansız olabilir.

İNTERNETİ ÖĞRENCİLER NE AMAÇLA KULLANIYOR?

  • Ödev ve okul işleri
  • Oyun
  • Sosyal paylaşım siteleri
  • Müzik, film indirme
  • Haber izleme

 

AKRAN ZORBALIĞININ YENİ YÜZÜ, ZORBALIĞIN BİR DİĞER TÜRÜ: SİBER ZOBALIK

SİBER ZORBALIK; “Bilgi ve iletişim teknolojilerini kullanarak bir birey ya da grup tarafından diğerlerine zarar vermek için tasarlanan kasıtlı, tekrarlanan ve düşmanca davranış içeren zorbalık türü” olarak tanımlanmaktadır.

SİBER ZORBALIKLARLA NERELERDE KARŞILAŞIYORUZ?

  • Sosyal paylaşım siteleri (facebook, twitter,      instagram vb.)
  • Online oyunlar
  • e-posta
  • Fotoğraf ve video paylaşımı
  • Sohbet odaları
  • Telefon mesajları
  • Telefon görüşmeleri

SİBER ZORBALIK ÖRNEKLERİ

}  Uygunsuz mesaj gönderme

}  Taciz ve rahatsız eden telefonlar

}  Cep telefonundan video ya da fotoğraf çekip başkalarıyla paylaşma

}  Tehdit edici e-postalar

}  Chat odalarında rahatsız edici içerikte sohbetler

}  Sosyal paylaşım sitelerinde başkaları hakkında küçük düşürücü ifadeler kullanma

}  Anlık mesajlaşma ortamlarında uygunsuz iletiler gönderme

}  Başkalarının e-posta hesabını ele geçirip (hack), uygunsuz mesajlar gönderme

}  Virüslü mesajlar gönderme

}  Yukarıdakilerden herhangi birine şahit olduğu halde duyarsız kalma

Sanal ortamda meydana gelen zorbalık, ergenlerin iletişim teknolojilerini kullanım özelliklerine bağlı olarak anlık mesajlaşma, elektronik posta, sohbet odası, cep telefonuyla arama veya mesaj gönderme gibi farklı şekillerde ortaya çıkabilmektedir. Elektronik posta aracılığıyla tehdit içeren, utandırıcı, kırıcı mesajlar göndermek, internette biri hakkında dedikodular/olumsuz söylentiler yaymak, kameralı cep telefonu ile kişinin kendisinden izin alınmadan çekilen fotoğraflarını internet ve/veya cep telefonu aracılığıyla diğer insanlarla paylaşmak sanal zorbalık türünden davranışlara örnek olarak verilebilir.

 

 

RİSKLİ DAVRANIŞLAR NELER OLABİLİR?

}  İsim, adres ve telefon numarası, TC kimlik numarası yazma

}  Tanımadığınız kişileri ekleme

}  Profili “özel” yerine “herkese açık” tutma

}  Dikkat çekici fotoğraf ve kişisel mesajlar paylaşma

}  Başkalarının etiketlemelerine duyarsız kalma

}  Yakınlığın dozunu kaçırma

 

İki kişinin bildiği şifre, sır değildir.

Bunları biliyor musunuz?

  • İnternette kiminle konuşuyorsunuz?
  • Güvenliğinizi nasıl sağlar ve sürdürürsünüz?
  • Bir sorunu nasıl ihbar edersiniz?

SİBER ZORBALIK YAPAN KİŞİ NEDEN BÖYLE DAVRANIYOR OLABİLİR?

YA DA SİBER ZORBALIĞIN NEDENLERİ NELERDİR?

  • Özgüveni düşük olabilir.
  • Okulda başarısızlık yaşıyor olabilir.
  • Kendini arkadaşlarına ispat etmek istiyor olabilir.
  • Diğer zorbalık türlerinde olduğu gibi benzer davranışlara kendisi de maruz kalmış olabilir ve öç almak istiyor olabilir ya da davranışının normal olduğunu kabul ediyor olabilir.
  • Kendisini kötü hissediyor olabilir; senin de kötü hissetmeni isteyebilir.
  • Kimsenin kendisini önemsemeyeceğinden, sevmeyeceğinden korkuyor olabilir.
  • Kimse ona şiddet uygulamasın diye şiddet gösteriyor olabilir.
  • Dikkat çekmek istiyor olabilir.
  • Popüler olmak istiyor olabilir.
  • Güçlü ve önemli olmak istiyor olabilir.
  • Seni kızdırdığının farkında olmayabilir.
  • Empati yeteneğinden yoksun olabilir.

 

SEBEBİ NE OLURSA OLSUN; ÇÖZÜM ZORBALIK OLAMAZ!

 

 

SİBER ZORBALIKTAN KORUNMAK İÇİN NELER YAPABİLİRSİNİZ?

Teknolojiyi doğru kullanmak önemli. Sorun yaşamamak için “dur, düşün, tıkla!”

}  Öncelikle sanal ortamda ne dediğinize ve ne tür bir görsel içerik gönderdiğinize dikkat edin.

DUR DÜŞÜN TIKLA!

}  Ev adresiniz, telefon numaranız, şifreniz gibi kişisel bilgilerinizi paylaşırken çok dikkatli olun.

}  Siber zorbalık davranışına maruz kaldığınızda SAKIN cevap vermeyin.

}  Zorbayı BLOKE etmeyi öğrenin ve onu ilgili sitelere RAPOR EDİN.

}  Kanıtları mutlaka SAKLAYIN.

}  Durumdan MUTLAKA bir yetişkini hemen haberdar edin.

}  Özel bilgileri paylaşmayın.

}  Paylaşılan fotoğraflara dikkat edin.

}  Saldırıları yetkililere ihbar edin.

}  Engelleyin.

}  Tanımadığınız kişilerle buluşmayın.

}  Söylenenlerin yalan olabileceğini hesaba katın.

}  Mesajları silmeyin.

}  Zorbalık içeren mesajları beğenmeyin ve başkaları ile paylaşmayın.

}  Yazdıklarınızın karşı tarafı incitebileceğini unutmayın.

}  Kişilerin yüzüne söyleyemediklerinizi sanal ortamda da söylemeyin.

}  Siber zorbalığın bir suç olduğunu ve ceza alabileceğinizi unutmayın.

}  Bu tür zorbalıklara maruz kalan birini gördüğünüzde ya da şahit olduğunuzda duyarsız kalmayın ve güvendiğiniz bir yetişkinle paylaşın.

  • SİBER ZORBALIK ŞAKA DEĞİLDİR, KÖTÜDÜR VE KABUL EDİLEMEZ!
  • KİMSE SİBER ZORBALIĞA MARUZ KALMAYI HAK ETMEZ!
  • KİMSENİN BİR DİĞERİNE HİÇBİR ORTAMDA ZORBACA DAVRANMAYA HAKKI OLAMAZ!
  • ZORBALIK GÖREN “SUÇLU” DEĞİL, “MAĞDUR”DUR!
  • SİBER ZORBALIĞA MARUZ KALMAK “UTANILACAK” BİR DURUM DEĞİLDİR!

 

 

 

 

GÜVENLİ İNTERNET KULLANIMI İÇİN 12 ALTIN KURAL

  1. İnternet, hayatınızın tamamı değil, sadece bir parçası      olsun. Çok fazla zamanınızı çalmasına izin vermeyin.
  2. İnterneti ailenize ve arkadaşlarınıza değişmeyin.
  3. İnternette her bilgi doğru olmayabilir.      İnternette elde ettiğiniz bilgiyi en az 3 kaynaktan kontrol edin.      Ödevinizde kullanıyorsanız kaynağını belirtin.
  4. İnternet ortamındaki bedava teklifler büyük ihtimalle      gerçek değildir. Tanımadığınız kişi size neden bedava bir şey teklif etsin      ki.
  5. Adınız, okulunuz, adresiniz, telefon numaranız, aile      bireylerinizin adı vb. gibi kişisel bilgilerinizi paylaşmayın.      Paylaşılan küçük gibi görünen bilgiler, büyük zararlara sebep olabilir.
  6. İnternet ortamında paylaşacağınız resminiz, size ait      video gibi paylaşımları önce düşünün, sonra paylaşın.      Paylaştıklarınız sizin veya sevdiklerinizin üzülmesine sebep olmasın.
  7. Şifreleriniz güçlü olsun. Adınızı ve doğum      tarihinizi, art arda gelen kelimeleri ve sayıları şifre olarak      belirlemeyin. Anlamlı bir cümle kurun ve o cümlenin kelimelerinden      seçtiğiniz en az 8 karakterden oluşan şifreler oluşturun.
  8. Karşınızdaki kişiye gerçek hayatta yüzüne      söylemeyeceğiniz ifadeleri internet ortamında da söylemeyin.
  9. Gerçek hayatta olduğu gibi, internet ortamında da      tanımadıklarınız kişilerle arkadaş olmayın.
  10. İnternet ortamında tanımadıklarınıza cevap vermeyin,      tekliflerini reddedin, size gönderdikleri mesajları açmadan silin.
  11. İnternet ortamında sizi rahatsız edenleri, sizi taciz      edenleri ailenize söyleyin.
  12. İnternetin zararlı içeriklerinden korunmak için      tamamıyla ücretsiz olan ”Güvenli İnternet Hizmeti”nden ailenizi haberdar      edin.

 

 

formats

TUTUM, YATIRIM TÜRK MALLARI HAFTASI

Tarih 08 Aralık 2017, yazar içinde Anaokulu.

ETKİNLİK ÖNERİSİ

Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftasında çocuklarınızla market alışverişini yaparken ona farkındalık kazandırmak ister misiniz? İşte birkaç öneri…

  • Markete gitmeden önce birlikte alınacaklar listesi hazırlayabilir, bu ürünleri paketli ya da açık satılan olarak gruplayabilirsiniz.
  • Paketli grubundaki ürünleri marketten seçerken, çocuğunuzdan ürünlerin üzerinde  “TM, Türk Malı” yazıp yazmadığını kontrol etmesini isteyebilirsiniz.
  • Ürün barkodlarındaki ilk üç rakamın ülke kodu olduğunu anlatabilir ve alacağınız ürün barkodların Türkiye kodu olan “869” ile başlayıp başlamadığını kontrol etmesini isteyebilirsiniz.
  • Aynı nitelikte olan ürünler arasında yerli üretim olanı tercih etmenin önemi üzerinde konuşabilirsiniz.
  • Yerli üretim olmayan bir ürün aldıysanız, barkod koduna göre bu ürünün hangi ülkeye ait olduğunu birlikte araştırabilirsiniz.

 

Keyifli alışverişler dilerim.

Merve ÜSTÜN

Anaokulu PDR Uzmanı

formats

OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE MAHREMİYET EĞİTİMİ

Tarih 15 Kasım 2017, yazar içinde Anaokulu.

Anne baba olarak çocuklarımızın yaşantılarındaki pek çok soruyu rahatça yanıtlarken cinsellik ile ilgili soruyu aynı rahatlıkla ve doğallıkta yanıtlayamayız. Çocuğun ilk cinsel duygusu yıkama ve altının değiştirilmesi sırasında ortaya çıkmaya başlar. Erkek çocukları 8.ay kız çocukları ise 10-12.ay itibariyle genital organlarını keşfederler. Kimi zaman tesadüfi dokunuşlarla başlayan haz duygusu ile davranış tekrarlanır. Merak çocuk için olağan bir süreçtir. Bu merakın en doğru ve dolaysız şekilde giderilmesi çocuğun gelişiminde çok önemlidir. Çocuğunuzla güven duygusuna dayalı bir ilişki kurun. Çocuğunuza verilecek cinsel eğitimde sabırlı ve hoşgörülü olmak, endişeye kapılmamak onun seviyesine inmek, olası değişik söz ve davranışlar karşısında rahat olup anlamaya ve dinlemeye çalışmak güven duygusunu pekiştirecektir.

4 Yaş Çocukların Cinsel Gelişim Özellikleri

  • Kız ve erkek bedenindeki farklılıkları öğrenmeye çalışır.
  • Kendi bedenine ve yetişkinlerin bedenine dokunmak isteme, özel bölgelerini incelemek isteme davranışı görülebilir.
  • Kıyafetlerini çıkarıp çıplak kalmak isteyebilir.
  • Doğumla ilgili sorular sorabilir.
  • Özel bölgelerini başkalarına göstermek isteyebilir.
  • Banyo ve tuvalette ailesini görmek isteyebilir.

5 Yaş Çocukların Cinsel Gelişim Özellikleri

  • Vücudun özel bölgelerini dile getiren kelimeler kullanabilir.
  • Birbirlerinin bedenlerini inceleme isteği gözlemlenebilir.
  • Sosyalleşmenin artması ile sevgi-evlenme kavramlarımdan bahsedebilir.
  • Birbirlerine dokunma, öpme isteği duyabilir.
  • Karşı cinse özgü davranışlar sergileyebilir.
  • Özel alanlar netleşmeye başlar. Bu nedenle banyo yaparken, giyinirken ya da soyunurken utanma davranışı gözlemlenebilir.
  • Oyunlarda ilk tercihi kendi cinsiyetinden arkadaşlarıdır.

Okul Öncesi Çocuk İçin ‘’MASTÜRBASYON’’

Bu yaş çocuklarda oldukça sık rastlanan ve doğal kabul edilen bir durumdur. Çocuğun bedenini tanımaya yönelik keşfinden ortaya çıkar. Bu davranıştan haz aldığını fark eden çocuk, davranışı bilinçli olarak tekrarlar. Çocuk için rahatlatıcı ve sakinleştirici olması yönünden mastürbasyon; parmak emme, tırnak yeme davranışından farklı değildir. Mastürbasyon çözülmesi gereken bir problem değildir ancak davranışın altında yatan sebeplerin (kardeş doğumu, duygusal yoksunluk, anne-baba boşanması, emziği bırakması vb.) fark edilmesi gerekir.

Ne Zaman Destek Alınmalıdır?

Çocuğunuz kendi bedeni ile uğraşmaktan başka hiçbir şey ile ilgilenemez hale gelirse, mastürbasyon sıklığı ve şiddeti aşırı görünüyorsa, günlük aktiviteleri engelliyorsa bir uzman desteği alınmalıdır.

Çocuğunuzun mastürbasyon yaptığına tanık olduğunuzda; utandırmadan, korkutmadan, fiziksel müdahalede bulunmadan gözlem yapılmalı ve davranışı engellenmemelidir. Ebeveynler iyi bir gözlemci olmalı, bu davranışı ne kadar sık yapıyorsa, davranışının öncesinde çocuğa vakit geçirmesi için iyi seçenekler sunulmalıdır. ‘’Vücudunu merak ediyor olman ve dokunmak istemen çok normal’’ cümlesini kullanabilirsiniz. Mastürbasyon yaptığında çocuğunuzun dikkatini dağıtın, örneğin onu bir oyuna davet edebilir, bir şeyler çizmesini isteyebilirsiniz. Bu davranış 4 yaş civarında sıklıkla görülebilir ancak 6 yaş ile birlikte sıklığın azaldığı gözlemlenmektedir.

Çocuklara Mahremiyet Nasıl Anlatılmalıdır?

Okul öncesi dönemde, çocuğun kendi fiziksel özelliklerini, karşı cins ile olan farklılıklarını, bedensel sınırları, iyi ve kötü dokunuşları öğretmek amaçlanır. Bunları öğretmek için en uygun zaman çocuktan cinsellik ile ilgili sorular gelmeye başladığı zamandır. Sorular genellikler ‘’Ben nereden geldim?’’ ya da bir kardeş bekleniyorsa ‘’Kardeşim nasıl oldu?’’ gibi sorulardır. Bu tarz sorularda karıncaları, leylekleri örneklendirerek yanıt vermek doğru olmayacaktır. Burada önemli olan çocuğun merakını giderecek düzeyde yanıtlar vermektir. Ancak çocuğun soru sormaması merak etmediği anlamına gelmez yalnızca konuşmak için uygun fırsatlar yaratılmamıştır.

Mahremiyet kavramı öğretilirken suçluluk duymasını sağlayacak ‘’ayıp’’ kelimesinden uzak durulmalıdır. Çocuğa model olmak, mahremiyeti örnekler ile kavramasını sağlamaktır. Çocuğun bir başkasının göğsünü ellemesi, kendi ya da karşı cins arkadaşının cinsel organına bakması tamamen merak içeriklidir.

Banyonun ve yatak odasının özel alanlarımız olduğunu kapıların kapatılması gerektiğini ve içeri girmek istendiğinde kapıların çalınması, yanıt için beklenmesi gerektiği öğretilmelidir. Davranışın kalıcılığını sağlamak için ebeveynlerin de çocukların özel alanlarına girerken aynı davranışta bulunmaları gerekmektedir.

  • Öpülmekten hoşlanmayan bir çocuğu öpmek ya da ona sormadan davranışı sergilemek özel alanını ihlal etmektir.
  • Çocuğa bedeninin kendisine ait olduğu ve bedeni ile ilgili konularda karar vereceği küçük yaşlarda öğretilmelidir.
  • Çocukla birlikte banyo yapılmasının veya tuvalet ihtiyacının giderilmesinin bırakmak için en uygun zaman çocuğun çıplaklığa aşırı ilgi duyduğu zamandır. (Genel olarak 2 yaşından itibaren karşı cinsten çocukların yanında çıplak olmamaya özen gösterdiğinde, çocuk kişisel gizliliği öğrenir ve sosyal durumlarda yapılabilecek-yapılamayacaklar hakkında bilgi sahibi olur.)
  • Çocuklarda cinsel gelişim başladığı andan itibaren ‘iç çamaşırı kuralı’ devreye girmelidir.
  • Bedenin özel bölgeleri çocuğa açıklanmalıdır. Bu özel bölgelere anne-baba, doktor ve öğretmeninden başkasının dokunmaması ve görmemesi gerektiği anlatılmalıdır, onun da aynı şekilde başka arkadaşlarının izni olmadan bedenlerine dokunmaması söylenmelidir.
  • Hoşlanmadığı bir dokunuşta / öpüşte ‘’HAYIR’’ istemiyorum demesi öğretilmelidir.
  • Çocukların iyi sır-kötü sır kavramını öğrenmeleri sağlanmalıdır. İyi sırların mutluluk veren sürprizler; kötü sırların mutsuz eden, rahatsızlık veren davranışlar olduğu açıklanmalıdır.
  • Çocukların tanımadıkları yetişkinler tarafından öpülmesi, kucaklanması konusunda zorlama yapılmamalıdır.

ANNE BABA YAKLAŞIMLARI

Baskıcı bir yaklaşım sergileyen ebeveynlerde; çocuk küçük yaşta cinsel organını ellemesi, keşfetmesi sonucunda anne ya da babanın ‘’cıs ellenmez, elini hemen çek’’ gibi cümleler kullanması çocukta olumsuz davranış tutumlarına yol açar.

Kışkırtıcı bir yaklaşım sergileyen ebeveynlerde; çocukları severken ilgi ve aşırı sevgi dolu kelimeler kullanıldığı takdirde çocuk, ben merkezli bir yapıya sahip olur.

Doğal yaklaşım sergileyen ebeveynlerde; çocuklar cinsel organını keşfettiğinde tepki almayınca çocuk hem bu davranışı bırakır hem de rahat bir ortam oluşmuş olur. En ideal bir yaklaşım yöntemidir.

ANNE BABALARA ÖNERİLER

  • Çocuklara cinsellik anlatılırken sadece bedensel bir durum gibi anlatılmamalı. ‘’Sevgi’’ kelimesi de dahil edilmelidir.
  • Çocuğa anne-babanın özel bölgelerine dokunması konusunda izin verilmemelidir.
  • Çocuklar dudaktan öpülmemelidir. (Cinselliği çağrıştırdığı için çocuğun kafasının karışmasına ve gelişimini olumsuz etkilemesine neden olabilir, anne babası tarafından dudağından öpülen çocuk, başkasının da kendisini dudaktan öpmesinde bir sakınca görmeyebilir.)
  • Çocuklar yaşıtları ile cinsel içerikli oyunlar oynadığında tedirgin olunmamalıdır, bu yalnızca meraktan kaynaklanan bir oyundur.
  • Çocuklar soru sorduğunda tam olarak neyi kastettiği iyice anlaşılmalıdır. Sorusu mutlaka yanıtlanmalı ancak gelişim seviyesine uygun kısa ve net cümleler olmalıdır.
  • Soru sorduğunda sorular geçiştirilmemeli, sorduğu sorudan dolayı yargılanmamalı ya da ‘’Aaa bu çok ayıp, sonra öğrenirsin’’ gibi cümleler kullanılmamalıdır. Unutmayın ki merak ettiği soruların yanıtlarını anne ve babalardan öğrenemezse güvenilir olmayan kaynaklardan öğrenmeye çalışacaktır.
  • Çocuk soru sorduğunda ebeveynlerin cevap vermeden önce biraz konuşması sağlanmalıdır. ‘’Sen ne düşünüyorsun?’’ diye sormak ne bildiğini öğrenmek için iyi bir fırsattır.
  • Anne baba cevabı biliyor ancak nasıl açıklayacağı konusunda tereddüt ediyorsa, dürüstçe ‘’Anlayabileceğin şekilde yanıt vermek için biraz düşünmek istiyorum. Bu konuyu yarın seninle tekrar konuşalım.’’ demeli ve çocuğun sorusunu en kısa zamanda cevaplamalıdır.
  • Resimli kitaplardan yararlanılabilirsiniz.
  • Mahremiyet eğitiminde kız çocuklara anne, erkek çocuklara baba tarafından verilmesi düşüncesi doğru değildir. Çocuk kime soru soruyorsa o ebeveynin yanıtlaması gerekir.
  • 3 yaş sonrasında çocuklar cinsiyet ayrımını fark etmeye başlar. Bir kız çocuğu bir erkeğin cinsel organını gördüğünde kendininkinden neden farklı ya da eksik olduğunu sorabilir. Bu tarz sorular ile karşılaşıldığında ebeveynlerin çocuklarına  ‘’sen kız olarak o da erkek olarak doğdunuz ve senin de onun da hiçbir eksiğiniz yok.‘’ demesi yeterlidir.
  • ‘’Ben nasıl dünyaya geldim?’’ sorusu ile karşılaştığınızda bebekler için annelerin karınlarında özel bir yer vardır, her bebek bu özel yerde bir süre durur ve dünyaya gelmek için hazırlanır gibi yanıtlar verilebilir.
  • Çocuklara isimleri ile seslenmek onun için çok önemlidir. Aşkım, birtanem gibi kelimeler kullanmayınız.

 

MAHREMİYET EĞİTİMİ VERİRKEN SİZLERE YARDIMCI OLACAK KİTAP ÖNERİLERİ

  • Anne Ben Nereden Geldim?      (Pedegog Ali ÇANKIRILI)
  • Ben Nereden Geldim? Miniklerin Dünyası (Sergi Camara &Teresa Herrero, Altın Kitaplar)
  • Sır Versem Saklar Mısın? (Jennifer Moore Mallinos- Redhouse Kidz Yayınları)
  • Bedenim Bana Ait (Pro Familia, Gergedan Çocuk)
  • Kiko ve El

 

TED ESKİŞEHİR KOLEJİ ÖZEL ANAOKULU

PDR UZMANI

MERVE ÜSTÜN

formats

ÇOCUĞUM OKULA BAŞLARKEN

Tarih 10 Ekim 2017, yazar içinde Anaokulu.

ÇOCUĞUM OKULA BAŞLARKEN

Yaşamsal becerileri için yeniliklerin ve değişimlerin ikinci adresi OKUL

Değerli velilerimiz;

Okul aileden sonra çocuğun içinde bulunduğu ilk temel sosyalleşme kurumudur. Okula başladığında evden farklı bir ortamda kendisini bulur. Okul sürecinin başlaması ile çocuklarda kişiliklerini kazanmaya yönelik çabalar artacaktır, çocuklar kendi iç zenginlikleri ile çevreye açılmaya başlar. O güne kadar sadece anne- babası, kardeşi varken artık hayatında başkalarının da olduğu bilincine varır. Okula başlama, zihinsel, bedensel, duygusal ve sosyal açıdan bir hazır oluşu gerektirir. Hazırbulunuşluk; Bir görevi güçlükle karşılaşmadan başarabilmek için gerekli özelliklere sahip olma durumudur. Ayrıca çocuğun bedensel ve psikosoyal açıdan gelişmesi olgunlaşmasına katkı sağlar. Bu sürecin sağlıklı geçirilmesi duyuşsal açıdan da çocuğun özgüven ve özsaygı yeteneklerini kazanması sağlayacaktır. Bu süreç, okula duyuşsal ve sosyal hazır bulunuşluk açısından çok önemlidir. Okula başlama heyecanlı bir süreçtir. Hem çocuk hem de aile için büyük bir yenilik ve değişimdir İnsan hafızasında yer tutacak önemli bir başlangıçtır.

UYUM SÜRECİNDE ÇOCUKLAR NE DÜŞÜNÜR?

Neden anne-babamdan ayrılıyorum?

Bu çocuklar da kim? Tüm bu çocuklar burada ne yapıyorlar?

Burası çok kalabalık. Bir sürü çocuk var. Acaba bana zarar verirler mi?

Uyum süreci sadece çocuk için değil, aynı zamanda aile içinde yeni bir deneyimi içerir.

Çünkü çocuklar okula, o zamana kadar ailesi ve yakın çevresiyle olan etkileşimleri ile edindikleri deneyimler, alışkanlıklar ve beceriler ile başlarlar. Temel yaşamsal deneyimlerin edinebilmesi bakımından ailenin tutumu, çocuğun okula uyumu sürecinde oldukça etkilidir.

Aile ve okul ortak tutum içerisinde olursa uyum süreci daha hızlı atlatılır.

 

ÇOCUKLARIN OKULA UYUMUNU KOLAYLAŞTIRMAK İÇİN ANNE- BABALARA ÖNERİLER

Dönemin başladığı ilk gün her zaman, ağlayarak ebeveyninden ayrılmak istemeyen birkaç çocuk olur bu durum ise kaygılanmayı gerektirmeyen çok normal bir tepkidir. Böyle bir durumda ebeveynin yapması gereken çocuğa karşı sakin, net, bir tavırla gerekli güveni verebilmektir.

Çocuğunuzu duygusal açıdan hazırlayın, neden okula gitmesi gerektiği ve okulun ona neler kazandıracağı hakkında bilgi verin. Çocuğunuza okulda neler yapılacağını anlatın (günlük akış, kahvaltı, oyun saati vb.).

Örneğin; ”Arkadaşlarınla keyifli vakit geçireceksin, bu konuda sana yardımcı olacak ve seni sevecek öğretmenlerin olacak” Gibi cümleler kurabilirsiniz.

Normal bir gün gibi davranın, okulun ilk günü ebeveynler bazen çocuklardan daha telaşlı olabilir ve bunu çocuklarına yansıtabilirler. Ebeveynler mümkün olduğunca bu durumu çocuğa yansıtmamalıdır.

Çocuğunuza karşı kararlı ve tutarlı olmaya özen gösterin.

Bir gece önce iyi bir uyku almasını ve dinlenmesine dikkat edin. Aksi halde ilk gün stresine bir de uykusuzluğun vereceği sinirlilik eklenebilir.

Çocuğunuzda ayrılma ile ilgili problem yaşayacağınızı düşünüyorsanız bu konuda rehber öğretmen ve okuldan yardım alın.

Çocuğunuza okula başlama sürecinde sorumluluklar verin, fırsatlar tanıyın bu davranışlar çocuğunuzun kendine olan inancını artıracaktır. Örneğin çantasını hazırlama, suluğunu doldurma vb.

Okula vardığınızda çocuğunuz ile vedalaşmayı uzun sürdürmeyiniz, sınıf önünde beklemeniz çocuğunuzu daha fazla kaygılandırıp uyum süresini uzatacaktır.

Okul çıkışı onu tam zamanında alacağınızı ya da servise bindiğinde evde mutlaka onu karşılayacak birisinin olduğunu ona açıklayın.

ÇOCUKLARINIZIN OKULA UYUMUNU KOLAYLAŞTIRMAK İÇİN NELER YAPMALISINIZ?

Çocuğunuza okulun ilk günlerindeki yaklaşımlar oldukça önemlidir. Sakin ve sabırlı tutumlar ile yaklaşılmalıdır.

Okulun sadece çocuklar için olduğu açıklanabilir.

Çocuğun okula karşı negatif duygular beslememesi için okulun ve okumanın kazandıracağı şeylerden bahsedilebilir. Örneğin; okulda kuracağı arkadaşlıklardan, yeni bilgiler edineceğinden bahsedilebilir.

Okulda yaşadıklarıyla ilgili onunla konuşunuz. Ancak okul çıkışı hem fiziksel hem de duygusal olarak yorgun olabileceğini ve her şeyi anlatmak istemeyeceğini unutmayınız.

Çocuğunuz eve geldiğinde “Sıkıldın mı?” “Korktun mu? “vb. ifadeleri kullanmayınız. Onun yerine “okulda en çok neyi sevdin diye sorarsanız okulda sevdiği şeylere odaklanacaktır ve onlar arasında seçim yapmaya yönelecektir.

Evde çocuğunuza bir şey yaptırmak istediğinizde öğretmen ile koşullandırmayınız. (Yemek yemezsen öğretmenine söylerim vb.)

Çocuğunuzun okulda olacağı süre içinde onun yanında plan yapmayınız bu onun okula adapte olmasını zorlaştırabilir.

Unutmamak gerekir ki; çocuğun okul ortamına alışması için aile üyelerinin kararlı olması ve ödün verilmemesi gerekir. Ailenin “Bugünlük gitmese olur.” Düşüncesini çocuk iyi kullanır. Kurallı olmazsanız okulun kuralsız olduğu fikrine sahip olabilir.

Çocuğunuzun sorularına içtenlikle yanıt verin.

Çocuğunuz ilk günlerde rahat olabilir. Ancak okula başlamış olmanın anlamını daha sonra kavrayıp tepki gösterebilir, telaş etmeyin.

Kendinizi korumacı değil, çocuğunuzun gelişimine destek ve yardımcı kişi olarak düşünün.

Uyum sürecinin uzaması ya da başa çıkamadığı bir durumun oluşması halinde, sınıf öğretmeni ve PDR Birimi ile en kısa zamanda iletişime geçilmelidir.

Çocuklarınızı yüreklendirmek sizlerin ve bizim en önemli önceliğimizdir.

TED ESKİŞEHİR KOLEJİ

ÖZEL ANAOKULU

PDR UZMANI

MERVE ÜSTÜN

 

 

formats

VELİ AKADEMİSİ – ERGENLİK DÖNEMİ

Prof Dr. Figen Çok Veli Akademisi etkinlikleri kapsamında 14 Mart Salı günü 17:30′da bizlerle olacak.

figen-cok

formats

ÇOCUK VE CİNSELLİK

Tarih 13 Şubat 2017, yazar içinde 2016-2017, İlkokul, Ortaokul.

Cinsel Eğitim sayesinde çocuk kendi bedenine ve karşı cinsin bedenine saygı duymayı öğrenir, çocuk kendi bedenini ve özelliklerini tanıdıkça özgüveninde artış olur. Cinsel eğitimi aşama aşama ve yaşına uygun olarak alan çocuğun sonraki yaşamında da karşı cinsle dengeli ilişkiler kurması daha olasıdır. Ergenlik döneminde bedensel değişiklikler konusunda bilgilendirilen çocuklar kendilerinde yaşanan ve yaşanacak olan değişimleri daha çabuk kabul eder ve yersiz korkularında azalma meydana gelir.

Doğru bilgilerle donanmış kişi cinsellik hakkında duyduğu yanlış bilgileri kolaylıkla reddeder, arkadaşlarının uygunsuz tekliflerine karşı koymakta daha başarılıdırlar. Çocuklar cinsel istismar konusunda bilgilendirildiklerinde birçok istismar olayının önlenmesi sağlanacaktır. Ailelerin genellikle bu konuda yetersiz olmalarının nedeni eğitim sistemi içinde bu konuda yeterince bilgi almamış olmalarıdır. Anne ve babaların cinsel eğitimden kaçmalarının nedenlerinden biri bu konu hakkında konuşmaktan utanç duymaları diğeri de kendilerini bu konuda yeterince bilgili hissetmemeleridir.

Oysa anne ve babalar çocukların ilk cinsel eğitimcileridir. Bu konuda doğru bir ebeveyn tutumu sergilemek için hem ilk cinsel bilgilerin aile tarafından verilmesi ve aile tarafından model olunması, okullardan eğer verilmiyorsa cinsel bir eğitim talep edilmesi verilen eğitime destek olunması gerekmektedir. Aynı zamanda ailelerin verilen cinsel eğitimin bir parçası olma ve verilen eğitimi denetleme fonksiyonları olmalıdır.

Cinsel Sağlık Eğitiminin Amacı:

  • Bireylerin (çocuk, ergen ve yetişkinlerin) bedenlerinde ve duygusal dünyalarında yaşadıkları değişiklikleri açıklamak
  • Doğru bilgiler vererek kaygılarını azaltmak.
  • Kendilerine saygı ve güven duymalarını sağlamak.
  • Cinsel istismar, ihmal gibi konularda bilgilendirmek.
  • Kendilerini koruma ve başkalarına zarar vermemeyi öğretmek.
  • Cinsellikle ilgili olumlu değer ve tutumlar geliştirmek.

 

Siz eğitim vermezseniz;

Arkadaşlarından, gazete, dergi, film, internet gibi medyatik araçlardan ve hayal dünyalarından öğrenirler. Ve bu bilgiler takdir edersiniz ki yeterince sağlıklı bilgiler olmaz.

Yaş Dönemi Özelliklerine Göre Cinsel Eğitimde Bahsedilmesi Gereken Konular:

0-6 Yaş

Öncelikle bu yaş döneminde çocuk sorduğu zaman sadece sorunun cevabına yetecek kadar bilgi vermek önemlidir. Öz bakım becerisi kazandırma, vücut temizliği, el yüz yıkama, tırnak kesimi, saç tarama ve bakımı, banyo alışkanlığı kazandırmak bu yaş grubu için önemlidir. Cinsel organların isimlerinin doğru bir şekilde öğretilmesi başka bir önemli konudur. Kızların cinsel organının vajina erkeklerin cinsel organının penis olarak öğretilmesi gerekmektedir. Cinsiyet farklılığı bilgisi verilmelidir. Bu yaşlarda oyuncaklar cinsiyete göre değişmez. Cinsel organını merak edebilir dokunarak tanımaya çalışabilirler bu durumda pis ayıp günah gibi kelimeler kullanmamak gerekir. Anne ve baba ile banyo yapılması 6 yaştan itibaren bitirilmelidir. Çocukla konuşurken cinsiyetine uygun iletiler gönderilmesi gereklidir. Çocuğun bedensel farkları öğrenebilmesi için doğal yoldan gözlem yapmasına fırsat tanımalı çocuk kime soru sorduysa cevapları o kişiden alması ve en önemlisi çocuklarımızı severken cinsel bölgelere değmemeye özen göstermek gerekmektedir.

Unutmayın cinsel eğitim konusunda yapılan en önemli hata gereğinden fazlasını çocuğa anlatmaktır.

6-12 Yaş

Bu yaş grubu çocuklara cinsel gelişimle ilgili bilgi verilirken çocuğun soru sorması beklenmez.

Çocuğun gelişim hızına göre doğru zamanda anne baba tarafından bilgi verilir. Çünkü her çocuk farklı zamanlarda ergenlikle ilgili belirtiler vermeye başlar. Okulda verilen eğitimlerde kalabalık bir ortamda olabileceklerinden ötürü çocuklar kafalarındaki bazı soruları sormaya çekinebilirler. Çocukla iletişim en önemli konu olmalıdır. Kızlara regl-menstürasyon hakkında erkek çocuklara gece ıslanmaları konusunda bilgi verilmesi gerekmektedir. Yaşadığı bedensel değişiklik nedeni ile temizlik ve hijyen alışkanlığı ile ilgili konuşulmalı, aile kavramı ve önemi sosyal yaşantının kuralları ve sınırları vurgulanmalıdır. Ergenlik dönemine girerken beklenilen değişimlerle ilgili ön bilgiler verilmelidir. Çocuğa senin doğru olanı yapacağını biliyorum ama bana ihtiyacın olduğunda yanındayım mesajı verilmelidir.

Yaşı ne olursa olsun çocuklarınızla utanmadan saki bir dille konuşmak sordukları sorulara yaşlarına uygun basit ve kısa cevaplar verebilmek önemlidir. Çocukların gelişiminde anne ve babalar eşit sorumluluktadır. Anne kız çocuğu baba da erkek çocuğu bilgilendirebilir fakat kız ya da erkek olsun çocuklar hem anne hem de babaları ile konuşabilmelidirler. Çocuğa verilecek bilgiler konusunda eşler aynı fikri paylaşmalıdır. Eşlerden biri çocuğa cinsellikle ilgili bilgi verdiğinde mutlaka diğerini de bilgilendirmelidir. Çocuklarımıza cinsellik konusunda açık davranırken bu konuda sınırlar olduğunu da öğretmemiz gerekir. Her insanın özel hayatı vardır ve HAYIR kelimesine mutlaka saygı gösterilmesi gerekmektedir. En doğru ve en kolay eğitim iyi bir örnek olarak yapılır. Anne ve baba çocuklarının yanında bir rahatsızlık hissetmeden rahatlıkla birbirlerine sarılıp sevgilerini ifade edebiliyorsa çocuklar bu duyguların nasıl bir şey olduğunu daha rahat anlayabilirler. Yalnız anne ve baba çocuklarının yanında ne kadar samimi olmaları konusunu abartmamalıdır. Kapalı kapıların çalınmadan açılmaması gerektiği öğretilmelidir Ev içi kıyafetlerine dikkat edilmeli çıplak dolaşılmamalı mahremiyet kavramına özen gösterilmelidir. Çocuklar aynı yatakta ve mümkünse aynı odada yatırılmamalıdır. Çocuklar anne ve babalarının yatağında yatmamalıdır.

Bu yazı TED Eskişehir Koleji Anaokulu-İlkokul Rehberlik Biriminin hazırladığı Çocuk ve Cinsellik Bülteninden derlenerek yazılmıştır. Daha ayrıntılı bir okuma yapmak için aşağıdaki linkten bültenimizi okuyabilirsiniz:

http://www.tedeskisehirpdr.com/kitapcik/cocukvecinsellik/index.html

Biz de okulumuzun anaokulu ve ilkokulu kademlerinde mahremiyet, kişisel sınırlarımı korumanın önemi, bedenini tanıma, güvendiğim büyükler iyi dokunma-kötü dokunma, hayır demeyi öğrenme, farklılıklara saygı, ön ergenlik grup rehberliği (4. Sınıflar İçin) gibi konularda eğitimleri sene boyunca sürdürmekteyiz.

KONU İLE İLGİLİ KİTAP ÖNERİLERİ:

  • Bana Neler Oluyor? – Peter Mayle (Çeviri: Emel Aksay), Sistem Yayıncılık, 1997
  • Ben Nereden Geldim? – Peter Mayle (Çeviri: Emel Aksay), Sistem Yayıncılık, 1997.
  • Bana Bir Şeyler Oluyor. – Alex Frith, 06 Yayıncılık,
  • Anne Bu Ne?-Jülide Sevim, Remzi Kitabevi
  • Vücudumuz-TÜBİTAK
  • Çocuğunuzun Gelişen Cinselliği: Bebek Bezinden İlk Randevuya-Debra Haffner, Optimist Yayınları, 2007.
  • 4- 6 Yaş Çocuklar için Cinsel Bilgiler- Isabel Fougere,Epsilon Yay.2009
  • 7-9 Yaş Çocuklar İçin Cinsel Bilgiler, Gilbert Tordjman, Epsilon Yay,2009.
  • 10-13 Yaş Çocuklar İçin Cinsel Bilgiler, Chiristiane Verdoux, Epsilon Yay, 2009.
  • Bebekler Nereden Gelir?- Doris Rütbel,Mikado Yay,2016.

 

Kaynakça:

  • TED Okulları PDR Standardizasyon Çalışmaları, Koruyucu ve Önleyici Rehberlik Kılavuzu,2014-2015,Modül 5
  • Çocukların Cinsel Eğitimi: Geçmişten Günümüze Bir Bakış, Eğitim ve Bilim,2008,Cilt 33,Sayı 150.
  • Gelişim Psikolojisi, Bekir Onur,2014
  • Milli Eğitim Bakanlığı Mesleki Eğitim ve Öğretim Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi, Çocuk Gelişimi ve Eğitimi, Cinsel Gelişim, Ankara 2007.
  • Çankaya Rehberlik Araştırma Merkezi, Cinsel Gelişim, Ankara 2009

 

 

 

 

 

formats

ÇOCUĞUN BAŞARISINDA AİLENİN ROLÜ

Tarih 11 Ekim 2016, yazar içinde 2016-2017, Lise, Yazılar.

BAŞARI VE AİLE

 

Her anne-baba çocuğunun okulda ve sınavlarda başarılı olmasını arzu eder. Çocuğuna bu konuda destek vermek kuşkusuz her anne-babanın en önemli görev ve sorumluluklarından biridir, böyle de olmalıdır. Çoğu anne-baba bu konuda duyarlı olmasına rağmen neleri, nasıl, ne zaman yapacağını tam olarak bilemez.
Değinilen konular; başarı kavramı, çocuklarımızın başarılı olması adına yaptığımız yanlışlar, başarıyı destekleyen aile tutumları.

BAŞARIDAN NE ANLAMALIYIZ?

Her anne-baba çocuğunun başarılı olması için elinden geleni yapar ve iyi bir eğitimin çocuğunu başarılı kılacağını umar. Bu umudun altında, okul başarısının kısa vadede meslek ve iş başarısının, daha uzun vadede yaşam başarısının temelini oluşturacağı inancı yatar. Oysa okul başarısı bireyin meslek başarısını garanti etmez. Okul başarısı başka bir tür başarı, meslek başarısı ise okul başarısını da kapsayan ama daha birçok yönü de içeren daha karmaşık bir başarı türüdür. Başarı sosyal duygusal ve kişilik yönleriyle de ele alınmalı. Yaşam başarısı ise, kişinin tüm gereksinmelerinin (yaşamsal gereksinimler, zihinsel gereksinimler, duygusal gereksinimler, yaşama anlam verme gereksinimi) hepsine hitap eder ve onun yaşamının tümünü kapsar. Okul yıllarında ders başarısı orta olan, hatta gerektiği kadar uyum sağlayamayan, buna karşılık yaşam başarıları yüksek olan çok sayıda birey vardır.
Anne-babalar çocuklarının başarılı olmasını isterken gerçekten ne istediklerini çok iyi bilmek zorundadırlar. Çünkü anne-babanın başarı anlayışı, onların çocukla etkileşimine yirmi dört saat boyunca yön verir, anne-babanın çocukla kurduğu bu temel ilişki, onun özünü, karakterini, yaşama bakış tarzını biçimlendirir. 

BAŞARI

Yaşamdaki amacını bilmek,
Potansiyelinin son noktasına ulaşmaya çalışmak
Ve başkalarına yararlı tohumlar ekmektir

.
BAŞARILI İNSANLARIN BİRKAÇ ÖZELLİĞİ;

 

Başarma İsteği ve Hevesi
Başarılı insanlar çalışmaya başlarken stres, panik yaşamazlar, istek, heves, şevk duyarlar. Çocuğun başarma isteğini, hevesini canlandırmak için onun sınırlarına ve sorumluluklarına saygı duymak, onun yerine karar vermeyi bırakmak, o konuştuğunda yargılamadan dinlemek gerekmektedir. Çocuğun kendisini, yaşamını, ilişkilerini keşfetme çabasına ve bir şeyleri deneme yanılma yoluyla bulmasına yani yaşam direksiyonunu eline almasına izin verilmelidir. Yaşamının direksiyonuna oturduğunu hisseden çocuk da heyecan ve şevk artması görülecektir. 

Hedef Belirleme

Her çocuğun, yapmak istediği şeyler hakkında hayalleri ve umutları vardır. Ailelerin bu hayalleri ve umutları küçümsemeden, yargılamadan dinlemesi, bu hayal ve umutların gerçekçi olması yönünde çocuğu desteklemesi çok önemlidir. Çocuk kendisinin belirlediği ve ailesinin desteğini aldığı hedeflerine ulaşmak için ders masasının başına istekli oturur ve şevkle ders çalışır.

Duygu ve Düşüncelerinin Farkında Olma

Çocuklar ilk olarak dış dünyayı keşfederler, zamanla kendi içlerine yönelirler, kendi duygu ve düşüncelerini gözleyerek farkına varmaya başlarlar. Çocuğun kendisiyle, duygu ve düşünceleriyle ilgili farkındalığının gelişmesi, kendine saygı ve güven duyması için ailenin çocukla iletişim içinde olması ve “”Seni umursuyorum”", “”Seni olduğun gibi kabul ediyorum”", “”Sen değerlisin”", “”Sana inanıyorum”", “”Seni sen olduğun için seviyorum”" mesajlarını vermesi gerekir. Bu mesajlar ilişki içinde sözle değil, davranışla iletilir. Bu tür iletiler, yaptığı seçimlerle kendi yaşamını oluşturan ve bu seçimlerin sorumluluğunda olan çocuklar ortaya çıkartır.

Sorumluluk Bilinci

 

Çoğu ailede çocuğun sorumluluğunu anne-baba kendi üzerine aldığından, çocukta sınırlar ve sorumluluk bilinci gelişmemektedir. Sınırlar ve sorumluluk bilinci gelişmeyen çocuk gelişemez. Çünkü yıllarca koruyucu ve denetleyici tutum içinde olan anne-baba çocuğunun karşısına çıkan sorunlarla onun yerine uğraşmış, iyi niyetli bu yaklaşımıyla çocuğun sorunla baş başa kalarak gelişmesine engel olmuştur.

Koruyucu ailelerin çocukları onlar için her şeyden önemlidir. Bu tür ailelerde çocuğun yoğun olduğu dönemlerde ödevlerin anne-baba tarafından yapıldığı bile görülür.
Denetleyici aileler çocuğun ders çalışma süreçlerini kontrol altında tuttuklarından çocuklarının tek başlarına iş yapabileceklerine inanmazlar. Denetleyici anne-baba değişik bahaneler bulup sık sık çocuğun odasına girer ve ne kadar ders çalışmış diye çaktırmadan kontrol etmeye çalışırlar. Ailelerin çocuğun sınırlarını ihlali yalnız ders çalışma zamanına müdahaleyle kalmaz. Bazı anne-babalar çocukların sosyal yaşamlarına izin vermez. Bu durumda öğrenci “”Nasıl olsa annem-babam benim yeterince çalışmadığımı düşünüyor, bari çalışmayayım”" diye düşünmeye başlar.

Kimi ailelerde de çocuğu aşırı serbest bırakma ve aşırı bağımsızlık verme eğilimi vardır. Bu ailelerde çocuk hiçbir şeyden sorumluluk duymaz. Bu tür bir aile tutumuyla büyüyen çocuk soruşturmayı, fikir almayı öğrenemez.
Gençlerde sorumluluk bilinci oluşturabilmek için; yaş dönemine ve gelişimsel düzeye uygun sorumluluklar vermek, kararları onun vermesini istemek, onu bu yolda desteklemek, sonuçları düşündürmek, değerlendirmek, eleştirmek ve onun bunu yapmasını sağlamak, yanlışlarını görmesine, yanlışlarını kabul etmesine yardımcı olacak analiz gücünü kazandırmak gerekir.

 

“”İzin verelim de çocuklarımız yaşamlarını tirübünlerde seyirci olarak değil, sahada oyuncu olarak geçirsinler”"

 

BAŞARIYI OLUMSUZ ETKİLEYEN BAZI DÜŞÜNCELER

Ondan bir şey istemiyoruz ders çalışsın yeter!
Anne-babalar zaman zaman çocukları için yaptıklarını dile getirerek onları baskı altına alma gayreti içine girmektedir. Çocuklarına çok emek verdiklerini, çok masraf ettiklerini, iyi bir yere gelmesini istediklerini anne-babalar tekrar tekrar söylemeye başlayınca bu sözler ilgi ve sevgi ifadesi olmaktan çıkıyor, çocuk üzerinde yoğun bir baskı oluşturabiliyor ve bu sözler sevgi ilişkisinin alışveriş ilişkisine dönüşmesine neden oluyor.
Başarıya endeksli ilişkide, anne-baba çocuğa “”Ne kadar başarı, o kadar sevgi”" mesajı vermektedir. Çocuğun özgüvenini ve kendine saygısını en çok zedeleyen, bu tür başarıya endeksli anne-baba-çocuk ilişkisidir. Başarıya endeksli koşullu sevgi çocuğa yarar yerine zarar verir. Söz konusu ailelerde anne-babaların genellikle “”Dersler nasıl”" gibi okulla ilgili konular dışında çocuklarıyla geliştirebildikleri bir iletişim alanı yoktur. Oysa çocuklarla konuşulan konular sadece “”okul-ders-kurs”" olmamalıdır. Bunların dışında ve olabildiğince özel ve duygusal konular gündem yapılmalıdır. Bunun içinde mümkün olduğu kadar ortak yaşantılar paylaşılmalıdır.

Çok zeki ama çalışmıyor…

Anne-babanın çocuğun gerçek kapasitesini görememesi ve beklentilerinin yüksek olması başarı konusunda yapılan hatalardan biridir. Bu hata, anne-babanın, “”Çok zeki ama çalışmıyor”" diye öfkelenerek çocuğun üzerinde daha büyük bir baskı uygulamasına neden olur. Çocuktan beklentinin onun sınırları dahilinde olması ve bu sınırlar içinde hareket edilmesi başarı için önemlidir. Anne-babalar çocukların sınırlarını tanımaya, onların yetenekleri, ilgi ve değerlerini anlamaya çalışmalıdır.

Komşunun oğlunun onun kadar imkanı yok ama daha başarılı…

Bu cümleyi duyan çocuğunuz karşınıza geçip ; “”Siz beni arkadaşımla kıyasladınız. Şimdi sıra bende dese ve başlasa kıyaslama yapmaya. Arkadaşımın babasının yüzünden gülümseme eksik olmuyor. Haftada en az bir saat bütün aile bir masanın etrafında toplanıp konuşuyor ve birbirlerini dinliyorlar. Sıklıkla birbirlerine sarılıyorlar ve çocuklarını cesaretlendiriyorlar. Küçük hatalarını görmemezlikten geliyorlar ve çocuklarının yaptığı hatalardan ders çıkarmasına, öğrenmesine fırsat tanıyorlar. Çocuklarının hangi yeteneklere sahip olduğunu biliyorlar ve onu yeteneklerini geliştirmesi yönünde destekliyorlar. Çocukları eve geldiğinde ilk cümleleri “”nasılsın”" oluyor. Nasihat etmek yerine örnek davranışlar göstererek eğitiyorlar “”dese ne hissederdiniz? Bir insanı kıyaslamak kadar inciten, yaralayan ve üzen, başarı ve performansına zarar veren bir başka ebeveyn tutumu yoktur. Eleştirmeniz gerekiyorsa, cümleleri iyi seçerek ve eleştirinizi onun kişiliğine değil, yaptığı davranışa yönelterek yapınız.

Çalışmak için oturuyor ama sürekli aklı başka yerlerde…

Bir geçiş döneminde olan genç ergenlikle birlikte bir “”değişim ve başkalaşım”" sürecinden geçmektedir. Bu hızlı büyüme ve değişime paralel gencin ilgileri de değişmektedir. Unutkan, dalgın, dikkatini yoğunlaştıramayan, okuduğunu anlayamayan bir genç haline gelmesi bundandır. Pek çok ergen başarma isteğini uyandıracak o kıvılcımı yaşayamaz. Bu durumda en iyi yaklaşım “”genci anlamaya çalışmak”" onu empatik dinlemektir.

O kadar söyledim ama dinlemiyor ki!

Çok konuşan aile, giderek etkisini yitirdiği için artık çocuklarda onları önemsemiyorlar. Bazen o kadar çok konuşuyoruz ki sırf bizim bu çok konuşmamızdan dolayı isteklerimiz yerine getirilmiyor.
Halbuki bazen susmak, bazen beden dilini kullanıp sözel hiçbir ifade kullanmamak bazen de tam bir cümle bile kurmadan kısacık bir sözlü mesaj göndermek. İşte yapılması gereken bunlar.

 

Sonuç olarak;

Ailenin çocuğu gerçek anlamda tanıması, onunla ilgili gerçekçi beklentiler içinde olması çok önemlidir. Çünkü ailenin çocukla kurduğu ilişkinin türü, çocuğun okul başarısını etkileyen en önemli ve en can alıcı nokta olarak karşımıza çıkmaktadır.

“”Şu dünyada her şeyin en iyisine layık çok özel ve güzel bir çocuk var!

O, sizin evinizde yaşıyor.””

 

TED ESKİŞEHİR KOLEJİ

ANADOLU LİSESİ REHBERLİK SERVİSİ

 

 

KAYNAKÇA
Doğan Cüceloğlu; Başarıya Götüren Aile
Remzi Kitabevi; İstanbul 2006
Hasan Yılmaz;Sevgili Anne ve Babacığım Lütfen Bu Kitabı Okur musunuz!
Çizgi Kitabevi; Konya 2004
Erdal Atabek; Erken Büyüyen Çocuklar
Altın Kitaplar; İstanbul 2002
Haluk Yavuzer; Gençleri Anlamak
Remzi Kitabevi;İstanbul 2005

formats

BİRLİKTE SEVİNELİM

TED Eskişehir Koleji TEB’li öğrenciler 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı öncesinde “Birlikte Sevinelim” isimli sosyal sorumluluk pro…jesi başlattı. Proje kapsamında sosyo-ekonomik düzeyi düşük bir mahallede bulunan ilkokul  ile iletişime geçilerek öğrencilerin ihtiyaçları tespit edildi.
Öğrencilerin çocuk bayramlarını kutlamak ve onları sevindirmek için kolları sıvayan öğrenciler ihtiyaçların alınması için TED Eskişehir Koleji Özel Anadolu Lisesinde kendi yaptıkları yiyeceklerle kermes düzenlediler. TED burslu öğrencilerimiz kermesten elde edilen gelirle aldıklar hediyeleri ihtiyaç sahibi kardeşlerine 23 Nisan hediyesi olarak takdim ettiler ve sevinçlerine ortak oldular.

 

BİRLİKTE SEVİNELİM

BİRLİKTE SEVİNELİM (daha&helliip;)

formats

KARİYER GÜNLERİ’NİN BU AYKİ KONUĞU BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ REKTÖR DANIŞMANI TURGAY POLAT’TI

TED Eskişehir Koleji Özel Anadolu Lisesi PDR servisinin her ay düzenlediği “Kariyer Günleri” etkinliklerinin bu ay ki konuğu Bahçeşehir Üniversitesi Rektör Danışmanı Turgay Polat oldu.

12 Nisan 2016 Salı günü “Geleceğin İnsanı Olma” başlığı altında öğrencilerle söyleşi yapan Turgay Polat İnovatif düşünce ve bakış açısına sahip, iletişim becerileri yüksek ve girişimci bireyler olmanın gerekliliğinin altını çizdi. Anlatımlarını sayısal verilerle destekleyen Turgay Polat tüm dünyanın kullandığı Instagram, WhatsApp gibi programları çok genç öğrencilerin gerçekleştirdiğini, ileri teknoloji ihracatı ile ülkelerin son 40 yılda nasıl kalkındığını öğrencilere akıcı bir dille ifade etti. Türk eğitim sistemi içerisinde öğrencilerin sınav odaklı hareket edip proje temelli çalışmalardan uzak durduğunu oysaki dünyaca ünlü ve başarılı üniversitelerin öğrenci seçimlerinde bunların ne kadar önemli olduğunu vurgulayarak dünya insanı olarak hareket etmeleri gerektiğini tavsiye etti.

Konuşmasının sonunda katkılarından dolayı Turgay Polat’a öğrencilerimiz plaket takdim ettiler.

TED Eskişehir Koleji Kariyer Günleri etkinliğine katkılarından dolayı Bahçeşehir Üniversitesi Rektör Danışmanı Turgay Polat’a teşekkür ederiz.

KARİYER GÜNLERİ’NİN BU AYKİ KONUĞU BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ REKTÖR DANIŞMANI TURGAY POLAT’TI (daha&helliip;)

formats

ERKEN KARİYER PROGRAMIMIZ 10. SINIF ÖĞRENCİLERİYLE DEVAM EDİYOR

TED Eskişehir koleji olarak, öğrencilerimizin kariyer planlarına katkı sağlamak ve mesleki yönlendirme de doğru tercih yapabilmeleri amacıyla meslekleri yerinde, tüm gerçekleriyle yaşama fırsatı sunan “ERKEN KARİYER” programı 10. sınıf öğrencileriyle Nisan ve Mayıs ayları içerisinde devam ediyor.

Tıp, Hukuk ve Mühendislik fakültelerini tercih edecek öğrencilerimiz 14 Nisan 2016 Perşembe günü meslekleri, alanında uzman kişiler eşliğinde gerçek iş ortamları içerisinde bire bir yaşama ve gözlemleme şansına sahip oldular.

Programımıza destek verdikleri için Hakim Berrin Yeşilyurt, Prof. Dr. Birgül Yelken ve ALP Havacılık Proses Mühendisi Burak Ünal, Kurumsal İletişim Operasyon Müdürlüğü Asistanı Işık Çavuşoğlu’na katkılarından dolayı teşekkür ederiz.

ERKEN KARİYER

ERKEN KARİYER (daha&helliip;)

formats

KARİYER GÜNLERİ

KARİYER GÜNLERİ

TURGAY POLAT
Bahçeşehir Üniversitesi
Basın ve İletişimden Sorumlu Rektör Danışmanı – Eğitim Yazarı

Tarih: 12 Nisan 2016 Salı – Saat: 13.00
Yer: Metin Sürel Kongre ve Kültür Merkezi

Turgay Polat

formats

KARİYER GÜNLERİ

OZAN BUDAK

İstanbul Bilgi Üniversitesi – Ankara Bölge Müdürü

Tarih: 23 Şubat 2016 Salı – Saat: 13.30

Yer: Metin Sürel Kongre ve Kültür Merkezi

Ozan Budak